Göç, tarih boyunca insanoğlunun şu veya bu sebeple yaşamak zorunda kaldığı bir gerçek olmuştur. Kuzeyden güneye, güneyden kuzeye, doğudan batıya, batıdan doğuya… Yaylaktan kışlağa, kışlaktan yaylağa, sıladan gurbete, gurbetten sılaya…
Göçün sebepleri, bazen bir kültürün efsanevi temellerine dayanak teşkil etmiş, Ergenekon’dan çıkışın adı olmuş; kuraklık nedeniyle suya doğru akın akın süzülen Türk Boylarının medeniyet fitilini tutuşturmuş; bazen Mekke’den Medine’ye kutlu bir yürüyüşün adı; bazen de ekonomik nedenlerle ekmeğin peşinden gurbete yürüyüş; dolayısıyla da ayrılığın, hasretin, acı ve gözyaşının simgesi olmuştur.
Ülkemizde ekonomik refahın daha iyi olduğu bölgelere doğru, gittikçe artan bir hızla insanların göç ettiğini görmekteyiz. Son yıllarda bu gidiş öylesine hızlandı ki geride, özellikle kış aylarında bom boş köyler, tütmeyen bacalar bırakır oldu. Her köyde, içinde insan bulunan evler parmakla gösterilmeye başlandı. Bu evlerde oturan kişiler ise, doğduğu yerden kopamayan, hatıralarından ayrılamayan köyün ihtiyarlardır. Onlar, yaz mevsiminde kendilerini ziyarete geleceğini umdukları yakınları için nasıl gün saydıklarını, göz yaşları ve hıçkırıklar içinde anlatmaktadırlar.
Bölgemizde de durum farklı değildir. Adrese dayalı son nüfus sayım sonuçları bu gerçeğin acı bir belgesidir. Aşağıdaki rakamlar bize bölgemizin nasıl göç verdiğini ve nasıl kan kaybettiğini daha iyi anlatmaktadır:
2000 Yılı Genel Nüfus Sayımına Göre: 2007 Yılı Tuik'in Nüfus Sayımına Göre :
Şalpazarı'nın Toplam Nüfusu : 23.390 Şalpazarı'nın toplam Nüfusu : 12.490
Şalpazarı Belediyesi Nüfusu : 7.591 Şalpazarı Belediyesi Nüfusu : 3.277
Geyikli Belediyesi Nüfusu : 5.134 Geyikli Belediyesi Nüfusu : 2.720
Köylerin Toplam Nüfusu : 10.665 Köylerin Toplam Nüfusu : 6.493
Beşikdüzü Toplam Nüfusu : 47.331 Beşikdüzü Toplam Nüfusu: : 21.149
Beşikdüzü Belediyesi Nüfusu: 29.766 Beşikdüzü Belediyesi Nüfusu : 11.641
Köy ve Beldeler toplam Nüfusu: 17.566 Köy ve Beldeler toplam Nüfusu: 9.508
Türkelli Beldesi : 200 Sayımı: 3709; 2007 Sayımı: 1790
Yeşilköy Beldesi: 200 Sayımı: 3089; 2007 Sayımı: 1889
Görüldüğü gibi, nüfustaki azalma yarı yarıyadır; bazı rakamlarda ise yüzde ellinin de üzerine çıkmaktadır. Tabi bu sayım da gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü kış mevsimi gelince burada kayıtlı insanların büyük bir çoğunluğu şehirlere inmektedir; ya kendi evinde ya da çocuklarının yanında kışı geçirmektedir. Bu nedenle kış aylarında köyler bom boştur dense çok da yanlış olmaz.
Anlaşılmaktadır ki İnsanlar bir şekilde doğduğu yeri bırakıp doyduğu yerlere, daha iyi hizmet alabilecekleri bölgelere gitmektedirler. Bu sosyal hareketin sonucu olarak ortaya çıkan durumun boyutları, sebepleri, sonuçları, geride kalanlara hizmet götürmenin zorluğu ve bu hizmetin ekonomik verimliliği tartışılması gereken konular olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu göçün nasıl durdurulabileceği oturulup ciddi olarak düşünülmelidir.
Bu gidişi durdurmanın bir yolu olmalıdır. Ekonomik pastadaki büyük payın merkezi olan, bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak da aşırı göç alan başta Marmara bölgesi olmak üzere sanayileşmiş yerleşim birimlerinin girişlerine; GİRİLMEZ! GERİ DÖNÜN! GİRMEK YASAKTIR! KÖYÜNÜZ, KASABANIZ SİZE YETER! SİZ BURALI DEĞİLSİNİZ, GİRİŞ İZİNE TABİDİR! gibi tabelalar mı asalım; yoksa yatırımları, hizmeti bu insanların ayağına mı götürelim? Aynı zamanda onlara üretmeyi, kazanmayı öğreterek, bunun hazzını tattırarak onları kendi istekleriyle kendi topraklarında tutabilmenin yollarını mı arayalım? Dikkat edilirse görülecektir ki problemin cevabı öneri olarak yine kendi içinde mevcuttur.
Tarih şahittir ki, Toprağa, dolayısıyla vatanına Milli kültürüne, geleneklerine çok bağlı olan yöre insanı, bu özelliklerinden dolayı, kurulan Türk Devletlerinin en uyumlu, derdini, ihtiyaçlarını en az dile getiren, en zor şartlarda dahi ülkesine her türlü destek ve katkıdan kaçınmayan asil ve soylu bir davranış içinde olmuşlardır. Buna karşılık, “Ağlamayan bebeklerin meme alamadıkları” gibi yüzyıllardan beri memnun edilmek için özel bir gayret ve özel bir program kapsamında görülmemişlerdir. Bunu bir sitem olarak algılamak gerekir ki akademik bir sosyal çalışmanın muhatabı da olmamışlardır. Çığırtkanlık yapmak, kapı aşındırmak, kapıdan kovulunca bacadan girmek, bebek gibi ağlamak bize ağır geliyor.
En kolay ikna olan insan, en uyumlu insan, derdini en az söyleyen insanın elbette çok dikkate alınması beklenemez. Bu nedenle biz, çilemize sarılıyor, doğa şartlarıyla mücadele ediyor, gençliğini yaşamadan beli bükülen genç kızlarımız için üzülüyoruz… Geçim korkusu ile boşalan köylerimize baktıkça İçimiz yanıyor. Cami altlarındaki çay ocaklarında, kahve oturmalarında insanların; “Bu köylere hangi hizmet ve yatırımlar gelseydi buralardan göçüp gitmezdik, gurbet ellerde dağılıp dökülmezdik” diye tartışmalar yaptıklarını görmekteyiz…
Gidebilenler gidiyor; gecekondu ve varoş bölgelerinin çekingen ve ürkek üyeleri oluyor. Oralarda zayıf bütçeli de olsa kendi değerlerini yaşatmak ve birbirlerine omuz verebilmek için kültür ve dayanışma dernekleri kuruyor; metropollerin dipsiz kuyu gibi göründüğü bu arenada, bina altlarında, kapıcı dairelerinde yaşamaya çalışıyorlar. Gidemeyenler ise kendi köylerinde kaderleri ile baş başa kalıyorlar. Köyden gidenlere gittikleri yerlerde çok iyi şartlarda yaşadıklarını zannettikleri için imrendikleri de olmuyor değil zaman zaman…
İmrenme! diye seslenmek geliyor insanın içinden; imrenme! Sen hiç olmazsa toprağa dokunuyor, dağlara bakıyor, çiçek kokluyorsun. Ağıtını, türkünü kimseden sakınmadan içinden geldiği gibi özgürce haykırıyorsun. O gidenler, herkesin paylaştığı zor bir dünyanın son varanları… Onlara kenar insanı, uyumsuz ve varoş insanları diyorlar. Zaten pek bir şey de kalmamış onlara, her şey paylaşılmış… Onlar kenarlarda, köşelerde; ürkek ve çekingen…
Köylerde kapılar birer birer kilitleniyor, yüzü nurlu, gül kokulu analar, sanki kendisinin çok fazlaymış gibi gurbete gidenlerine kışlık erzaklar hazırlıyor… Plastik bidonlarda turşular, beyaz çuvallarda fasulye-patatesler…
İnsanlar göçüyor… Topraklar akıyor… Ormanlar tükeniyor, sular kuruyor… Okullar taşınıyor… Öğrenci yokluğundan dolayı taşımalı okullar bile bir başka yere taşınmanın eşiğine geldi. Hiç öğrencisi olmayan köyler oluşmaya başladı…
Dağılıp dökülüyoruz da kimsenin sesi çıkmıyor… Herkes kendince her şeyi çok iyi biliyor! Bu kadar bilenin olduğu yerde benim sesime, bizim sesimize kim kulak verecek?
Abdullah GÜLAY |