|
a)Sac Ekmeği:
“Tirki”ye(ağaçtan yapılmış geniş leğene) mısır unu dökülür.
Tuzu atılır, ılık su ile yoğrulur. Ateş üzerindeki sac kızdırılmış,
ekmek yamanacak duruma getirilmiştir. Sac, “sacêk” denen üç ayaklı
demir çember üzerine konur. Ekmeğin yanmaması veya haşlanmaması
için bu sacın alt yüzeyi, kül lapası ile yaklaşık bir santim kalınlığında
bir katmanla kaplanmıştır.(Kül elenir, sıcak su ile yoğrulur, sacın
alt kısmına 1cm. kalınlığında yayılır ve ayakla çiğnenir.)
Sacın altına,-üzerine
yamanacak ekmek sayısı kadar is yapmayacak türde-odun tutuşturulur.
Gürgen odunu, en makbul odun türüdür. Sacın üzerine “uhra” denen
çok ince olarak un serpilir ki bu, ekmeğin saca yapışmasını önlemektedir.
Uhra kızarmaya başladıktan sonra, el yardımı ile sac üzerine ekmek
yamanır ve “ekmek kapağı” denen ağaç aletle şekillendirilir. 1.5cm.
kalınlığında ve üçgen biçiminde şekillendirilir. Bu üçgenler, yanyana
getirildiğinde sacın orta yerinde yuvarlak bir boşluk kalır; o boşluğa
da “küdür” denilen yine yuvarlak bir hamur yerleştirilir. Çocuklar
özellikle bu küdürü yiyebilmek için yarışırlar. Ekmeğin alt yüzü
pişince “evşün” denen demir alet yardımı ile altı üste çevrilir.
Her iki yanı da pişen ekmek, yine evşün yardımı ile sac üzerinden
alınır. Orta kısımları tamamen kızaran ekmeğin kenar kısımları pek
kızarmaz. Oraları da kızartmak için bol köz olan ateşin karşısında
bir müddet tutulur ve böylece kızartılmış olur. Bu işi yaparken
ağaçtan yapılmış “dayêcek” denen bir araçtan yararlanılır. Bu işe
“ekmek kıyılama” denir.
İşlerini bitiren mahalle kadınları, herhangi birisinin evinde toplandıklarında,
kendi meşguliyet ve başarılarından söz ederlerken şöyle konuştuklarını
duymak mümkündür :
“-Bacıcuum; haşindi soğan sarusu gibi bi sıra ekmek eddim...
-Heri ben, böğön on ekmek eddim, bi gün dayanmadı; bi gazan çorba
büşürdüm, bi öğön dutmadı; bi tava turçu gavurdum, bi gelder palan
gumulladım; dereniñ gıyısında çırpa çırpa yudum; erük çiçê gibi
oldu ; talaşam çoook çok!”
b)Külpasta: Bu
da başka bir ekmek çeşididir. Eskiden “gara atiş/kara ateş” yakılırdı.
Kara ateşin yandığı yerin alt yapısı, tıpkı tepsi şeklinde ve sıcağa
dayanıklı taştan oluşturulmuştur. Biraz fazlaca yakılan ateş, alttaki
taşları yeterince kızdırdıktan sonra ocaklık taşı, külden, közden
ve tozdan temizlenir. Bunun için özel bir süpürge kullanılır. Yoğrulmuş
olan ekmeklik hamur-ki buğday unundan da mısır unundan da olabilir-ocaklık
taşına dökülür ve üzeri düzlenir. Bu iş için bulundurulan altı külsüz
bir sac, hamurun üzerine kapatılır. Kenara itilmiş köz veya yeni
yanmış kömür, bu sacın üzerine çıkartılır. Eğer alttaki ocak taşı
çok kızmış ise kapatılan sacın üzerine tekrar ateş yakmaya gerek
yoktur. Fakat ocak taşı yeterince kızmamışsa sac üzerine ateş de
yakılarak ısı yükseltilebilir. Külpasta ekmeği, bu şekilde yarım
saatte pişer. Üzerine ateş yakılmamışsa, akşamdan ocağa bırakılan
hamur, ertese günün sabahında pişmiş olarak alınabilir. Genellikle
de böyle yapılır; ateş meşgul edilmemiş olur.
c)Bileki Ekmeği: Önce “bileki taşı”nı tanıyalım: Ağız kısmı
30cm., taban kısmı 20cm. çapında ve 20cm. derinliğinde, bir tür
kesik koni biçimindedir. Isıyı tutan ve ısı karşısında çatlamayan
özel, yumuşak bir taştan imal edilmiştir. Bu taş, Tonya-Gümyatak
bölgesinde bolca bulunmaktadır. Bilekilerin ağzı da, yine aynı taştan
kesilmiş kapaklarla kapatılmaktadır.
Bileki ekmeğinin yapılışı da şöyledir:
Bileki taşı, ateşte kızdırılır; yoğrulmuş hamur, taşın içine dökülür
ve pişmeye alınır. Pişme esnasında, bileki taşının altına köz bırakılabilir.
Bu, pişmeyi kolaylaştırmak içindir. Bu ekmek çok sevildiği için,
onunla ilgili şu sözlerin söylenildiğini duymak mümkündür :
“-Bacım, bilekî atişden çıkardduk; sohrî salduk; ortasına bi bütün
bileki goduk; üstüne de bi yayım yağı gondurduk; yanına da bi tas
su goduk. Suyumuzu içe içe yedük...”
d)Baldıranlı(Baldırannu)
Ekmek: Baldıran otu toplanır, yıkanır, ince ince doğranır. Normal
mısır unu hamuru yoğrulurken içine karıştırılır. Bu şekilde hazırlanmış
olan hamur, tıpkı sac ekmeği şeklinde pişirilir. Ancak kıyılanmaz,
yani kenarındaki kızarmamış kısımlar, ayrıca ateş karşısında kızartılmaz.
Sonra üzerine taze tereyağı sürülerek yenir.
e)Pırasalı(Bırasalu)
Ekmek: Baldıranlı ekmek gibidir. Ancak bu ekmekte hamura, ince
doğranmış pırasa yaprakları karıştırılır.
f)Hamsili(Hamsılı)
Ekmek: Temizlenip ayıklanan hamsinin kılçığı çıkartıldıktan
sonra ufalanır. Bu küçük hamsi parçaları, yoğrulan mısır ununa karıştırılır.
Pişirme şekli, diğer ekmeklerde olduğu gibidir. Çok sevilen bir
ekmek çeşididir.
Yemek çeşitleri konusunda değişik kişilerle görüşürken bize şu gerçeklerden
de söz edildi:
1940-1945 yılları arasında ‘köy’de büyük bir kıtlık ve açlık
yaşanmıştır. Halk bu yıllara “Açlık Senesi”, “Kıtlık Senesi” gibi
adlar vermiştir. Halk arasında o dönemlere ait acı anılar vardır.
Gençlere öğüt veren büyükler, örnek olarak o yılların büyük çilesini
anlatmakla söze başlarlar.
Bu açlığın sebebi, İkinci Dünya Savaşı’na bağlı olarak gübre olmayışı,
hükümetin tahıl ürünlerini stok yoluna gitmesi ve havaların kurak
gitmesi olarak gösterilmektedir.
Bu dönemde halk değişik ot türlerinden yemek yapmayı denemişler;
“çıtırık/çıturuk” ağacının taze yapraklarını, keşkül bitkisinin
yaprağını ve kökünü, baldıran bitkisinin yaprağını çorba yaparak
yemişler; güdüneyi(mısır koçanının iç kısmı) değirmende öğüterek
ekmek yapmışlar.
Bazı kişiler, ellerinde bulunan az miktardaki tahılı idareli harcayabilmek
için sıkı tedbirler alma yoluna gitmişler. Mısır unu çuvalının içine
canlı sineği atarak, başkaları tarafından kontrolsüz olarak alınıp
harcanıp harcanmadığını takip etmişlerdir. Eğer çuval açılmışsa
sinek de uçmuş olacağı için kontrolü bu şekilde mümkün olmuştur.
Hırsızlık olayları artınca, ambarlardaki çok az miktardaki mısırın
üzeri silme düzlenir; bu düzlük bozulmuşsa, başkaları tarafından
alındığı anlaşılırmış.
Başkalarını imrendirmemek için evlerde kapılar kilitlenerek yufka
açılırmış.
|