Birlik ve beraberlik içinde güçlü ve kalkınmış olarak varlığımızı sürdürebilmemiz, gelenek ve göreneklerimizi yaşatmak, “millet olma” özelliğimizi korumakla mümkündür. Ancak bazı adet, usul, ve geleneklerimiz var ki doğruluğunu-yanlışlığını iyi düşünerek bir karara varmalıyız ve bu yanlış adetlerimizden vazgeçmeliyiz. Çünkü yararı yoktur, zararı çoktur.
Mermi sesinden haz almak… Bu hazzı tatmak için silaha sarılmak… Bu davranış biçimi ülkemizde çok yaygın bir gelenek halindedir. “Mermi atmak” için maç sonlarını, düğünleri, şenlikleri, bayramları… fırsat biliriz ve sabırsızlıkla bekleriz.
Bilinmektedir ki gelenekler yazılı olmayan normlardır. Bunun kurallarına uymayanlar toplumdan dışlanır veya kendilerini dışlanmış hissederler. Bireyler bunu göze alamadıkları için diğer gelenekler yanında “silah atma” geleneğini de şartları oluşunca atadan geldiği gibi sürdürmektedirler.
Dikkat edilince görülecektir ki, sosyal gelişmişlik ve eğitim düzeyi yüksek toplumlarda veya kişilerde silah merakı yoktur; mutlulukları silah ile kutlama alışkanlığı yoktur; dolayısıyla meydana gelebilecek kazalardan dolayı bu mutlu anı üzüntü ve gözyaşına dönüştürme riski de yoktur. Coğrafyalar üzerinde parmağımızı gezdirerek silah kullanan ülkeleri, bölgeleri işaretlediğimizde karşımıza daha çok kimlere ait ve nasıl bir harita çıktığını üzülerek görebiliriz. ”Mermi sesi ile eğlenme” anlayışını bu coğrafyalarda yaşayan halklar açısından değerlendirenlerin, silah düşkünlerini öven, taktir eden cümleler kullanmayacakları açıktır.
Öncelikle öldüren bir cismi taşımak canlılar açısından tehdit unsurudur. Tehdit içeren bir vatandaşlık ilişkisinin kabul edilebilir olduğu söylenemez. Silah taşımak; kişi, oluşum veya gurupları baskı altına almak arzusu mudur? Çıkardığı ses ile kişinin kendini gösterme biçimi midir? Ağırlığına rağmen silah, bedenimizde bir takı veya süs müdür?
Türk Milleti’nin milli duygular ve vatandaşlık bağları yönünden birbirine güveni tamdır. Psikolojik üstünlük sağlamak içgüdüsüyle diğerlerini baskı altına almak arzusu, çok gerilerde kalmış bir duygu olmalı artık… Bireyin kendini göstermesi, yaptığı yararlı işler, sergilediği yetenekler veya ortaya koyduğu başarılarla olması gerekir. Çünkü tetiğe dokunmak kişi yeteneği ile ilgili olmayan pahalı ve yasadışı bir yöntemdir. Ayrıca bir tabancanın belde takı veya süs olabileceğini söylerken bize gülümseyenler olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir.
Bu durum, yöreden yöreye değişmek üzere yukarıda anlatılanların hepsini içinde bulunduran bir gelenektir. Ancak bu zararlı bir gelenektir ve değişmelidir. Bu konuda farklı düşünceler de olabilir. Onlara da saygı duymak şartıyla şunları da söylemek gerekir: Öncelikle silahın kendisi bir maliyettir, mermisi ayrı bir maliyettir, ruhsat işlemleri başka bir maliyet, zaman israfı ve yorgunluktur; belli yıl aralığı ile ödenen ciddi miktardaki harçlar ayrı bir maliyettir; zorunlu durumlar dışında silah sahibi olmanın sorumluluğu ve uyulması gereken kurallar bir külfettir. Eğer silah yasa dışı ise, suçtur. Suçun karşılığı ise cezadır. Bu ceza riski hep vardır ve başımız ucunda bizimle dolaşmaktadır.
Atılan her mermi havaya savrulan ekmektir, sudur; defterdir, kalemdir… Etrafı tedirgin eden rahatsızlık sebebidir. Piknik, mesire, şenlik ve düğünlerin aslında korkutan ve huzur bozan unsurudur. Dokunulan tetikler, yaralar açabilmekte, hastane kapılarında çığlık, çocuklarda hıçkırık olabilmektedir… Nice özürlü ve sakat insan bırakabilmektedir. Sayısız ölümlere sebeptir; pişmanlıkları para etmeyen… Mahkemelerde yığılan dosyalar, duruşmalarda titreyen el, ayak, hapishanelerde çürüyen ömürlerdir… Arkada husumetler bırakandır asırlarca sürüp giden…
Peki yararı nedir? Hiç… Bir hiç uğruna yaşatılan gelenek olabilir mi?
Öyleyse ne dersiniz? Artık “silahlara veda!” edelim mi?
Abdullah GÜLAY |