
AG-Ahmet (Sarıkan) Kurtoğlu. (Geyikli'de
öğretmen iken satın aldığı 1952 model radyosu ile). |
1947-1960
yılları arasında Geyikli’de öğretmenlik yapan ve yaptığı hizmetlerle
adeta anıtlaşan; Geyikli Halkının ulaştığı bugünkü kültür seviyesinde
önemli katkıları bulunan; özellikle öğretmenlik mesleğini sevdiren
ve 2000 yılı itibariyle Geyikli’den yetişen 138 öğretmenin -bir
manada- yetişmesine vesile sayabileceğimiz Sayın Ahmet (Sarıkan)
Kurtoğlu’nu 12 Ekim 2000 günü akşamı Beşikdüzü Seyit Ahmet
Köyü’ndeki tek katlı, bahçeli, mütevazı evinde ziyaret ettik.
Bizi, muhterem eşi Kadriye Teyze ile birlikte kapıda karşıladılar.
“Geyikli Halkına kapılarım yirmidört
saat açıktır!..”
Ziyaretimizden çok mutlu oldukları, her hallerinden belliydi. Bunu,
ilk karşılaşmamızda açıkça hissettik. Geyikli Belediye Başkanı Ahmet
Yüksel Gülay, ağabeyi Mehmet Gülay ve bendeniz (A.
Gülay) her ikisinin de ellerini öperken; “Rahatsız etmedik inşallah”
dedik. Bunun üzerine Ahmet Sarıkan Hoca’nın cevabı bizi çok
duygulandırdı...Büyük bir içtenlikle şu ifadeyi kullandılar: “Geyikli
Halkına kapılarım yirmidört saat açıktır!..” Bu söz, bizler için
çok manidardı ve-halkın onlara olduğu gibi-onların da Geyikli Halkına
derin muhabbetinin veciz bir vurgusuydu.
Daha sonra, ayaküstü kısa bir şakalaşmamız oldu; bana “Seni tanıdım,
‘Teyare Mustafa’nın oğlusun” dedi. Gülüştük... Doğru diyordu; ben
‘Teyare Mustafa’nın oğlu idim. Babamların aile lakabı ‘Teyare’ idi
ve-yıllar geçmesine rağmen-unutmamıştı ve kimin oğlu olduğumu hemen
farketmişti. Zekasına, hafızasına hayran kaldık doğrusu!..“Babam
duymasın; size kızar(!)” dedim; “Bana kızmaz; ben onu dördüncü,
beşinci sınıflarda okuttum” dedi. Bu şakalaşma ve tanışmadan sonra
bizi içeriye aldılar ve müsait bir yerde oturduk.
Ziyaret sebebimizi Sayın Başkan arz etti; “Abdullah Hocamız, 17
yıldır Geyikli üzerine araştırma yapıyor. Tamamlanmak üzere. Sizden
bahsetmeden olmazdı. Çoktandır sizi ziyaret etmeyi planlıyorduk;
nasip bu geceye imiş. Eski anılarınızla Geyikli’yi bir de sizden
dinlemek istedik” dedi.
“Eskiden halk, öğretmenlerin gösterdiği yolda giderdi...”
Önce ‘öğretmenlik mesleği’ üzerine konuştuk. Cumhuriyettin ilk yılları,
1940’lı-1950’li yılların öğretmenleri ve meslek anlayışları ile
içinde bulundukları zorlukları anlattı...Buna rağmen öğretmenlerin
nasıl öncü, lider olabildiklerini; nasıl parmakla gösterildiklerini;
sözlerinin kanun gibi değerli bulunduğunu; itibar sahibi olduklarını,
halkı nasıl arkasından sürükleyebildiklerini anlattı. Bugün ise;
-maalesef-tam tersi bir-olumsuz-durum gözlendiğini; öğretmenlerin
bu öncülük ve saygınlığını yitirdiğini; itibarının çok zayıfladığını
ve bundan üzüntü duyduğunu anlattı. Konuyu şu veciz sözü ile özetledi:
“Eskiden halk, öğretmenlerin gösterdiği yolda giderdi; şimdi öğretmenler,
halkın gittiği yolu takip ediyor!..”
Bu söz, bizi çok etkiledi, düşündürdü ve doğrusu bizleri üzüntüye
gark etti!.. Önemli bir gerçeğe parmak basıyordu Sayın Sarıkan...Bu
konuda anlattıklarını iki başlık halinde özetlemek mümkündür: Yönetimden
kaynaklanan eksiklikler ve öğretmenlerin kendisinden kaynaklanan
eksiklikler. Yönetimden kaynaklanan eksiklerin, başlıbaşına ele
alınıp üzerinde uzun uzun konuşmak gerektiğini vurguladıktan sonra
öğretmenin kendisinden kaynaklanan eksiklikleri için Sarıkan
Hoca özetle şunları söyledi:
“Öğretmen; bilginin, ilmin taşıyıcısı, öğreticisidir ama mutlaka
önce kendisinin ilim sahibi, ahlaklı, kişilikli olması, tavır ve
davranışlarında saygın ve asil olması gerekmektedir. Araştırmacı,
geliştirmeci olmalıdır. Kahve köşelerinde zaman ve sağlığını öldüren,
‘okuma-yazma’ alışkanlığı olmayan, idealleri bulunmayan, pasif yapılı,
halktan uzak, ışık olma özelliğini yitirmiş, kendini yenilemeyen,
çağın gereklerinden habersiz ve giyimine dikkat etmeyen birçok öğretmen
arkadaşlarımız yok mudur?..
Elbette her meslektaşımız böyle arızalı
değil. Ama bu olumsuzluklar, saygın ve başarılı öğretmenlerin de
itibarlarını zedelemektedir.”
(Aşağıdaki satırları yazmak istemezdim ama kendileri
örnek vererek yazmamı istediği için kaydediyorum...)
“Mesela; Abdullah Hoca...Ben Rahmetli amcası öğretmen Nuri Gülay
zamanından tanırım. Abdullah Hoca; büyük zorluklar, sıkıntılar
içerisinde çok başarılı bir hayat çizgisi sergiledi. Kendisini tebrik
ediyorum. Şu çalışması, zaten onun kim olduğunu gösteriyor. Vali
olsaydım Takdir Belgesi, Plaket verirdim.” (Bu sözü üzerine gülüştük
ve ‘Sağ olun, teveccühünüz!..’ dedim).
Devam>>>
|