Bir aylık buzağı 2 gün 2 gece…
SİSDER Yönetimi Belediye Başkanını ziyaret etti
Yedi aylık bebeği vefat etti
İlçe Müftümüz her geçen gün daha iyiye…
Ana Sayfa
Ziyaretci Defteri
Foto Galeri
Video Galeri
Duyurular
Sponsorlar
Üye Ol
Üye Girişi
İletişim
23 Mayıs 2012 Çarşamba
› Dost Siteler
› Faydalı Linkler
› Resmi web siteler› web hostingNimetin Şükrü BilinmeliHacı Ali Osman Öztürk, gençlere, rahmetli babasının kendine sık sık söylediği "sarhoş ile düşer kalkarsan sarhoş, alim ile düşer kalkarsan alim olursun" sözünü hatırlatma ihtiyacı hissediyor.
Araştırma-Röportaj: Kamil Bayraktar
42 sene gurbet kahrı çekmiş bulunan 88 yaşındaki bir tecrübe, Ali Osman Öztürk, "Bugün, Türkiye'de bir pazaryerindeki sebze-meyve devlet var ki o devletin tamamında yok. Açlık kol geziyor" diyerek bu bolluğun şükrünün bilinmesi gerektiğini belirtiyor.Ali Osman Öztürk, Rumi tarihle 1332 doğumlu olup 88 yaşında. Ömrü gurbette geçmiş bir Anadolu insanı. Şimdiki zamanda olduğu gibi öyle dünyanın ulaşım ve iletişim vasıtaları ile adeta bir köy haline geldiği değil, komşu köyler ve şehirler arasında bile iletişimin ıslıkla, ulaşımın yaya-patika yol ile, şehirlerarasında ise ayda-yılda bir bulunan kamyon, eski otobüs veya gemi ile ancak sağlanabildiği, bu satırların yazarının iki amcasının ölümünü babasının ancak asker dönüşünde öğrenebildiği zaman diliminde Trabzon'dan kalkıp taa İzmir'lere, İstanbul'lara, Zonguldak'lara gitmiş bir gurbet insanı. Yalnız bu zahmetin ödülünü uçak ile Hac'ca gitmek suretiyle Cenab-ı Hakk'ın kendisine verdiğine inandığı izlenimi edindiğimiz "Eskiden yürüme, kumlarda yatma, ne çileli yolculuklarla hacı olurlardı. Gerçek hacı onlar. Güya biz de hacıyız. 3,5 saat git, 3,5 saatte gel, yedi saat yolculuk ile hacı oluyorsun. Gidiş geliş bir gün bari tutmuyor" sözlerinin sahibi Hacı Ali Osman Öztürk ile ancak çekenin bildiği gurbet kahrını, eski ile yeni zamanın kıyasını, gençlerin yapması gerekenler çerçevesinde tecrübelerini aktardığı bir sohbet gerçekleştirdik. Ankara-Samsun arasında kaybedilen yol * Ali Osman amca, şimdi de insanlarımız doğdukları yerleri bırakıp doydukları yerlere doğru hicret ediyorlar. Ama bu zamanda bir yerden bir yere gidip gelmek artık çok kolaylaştı. Sizin zamanınızda doğduğunuz yerden doymak için gitmek zorunda kaldığınız yerlere nasıl giderdiniz, nasıl gelirdiniz? Ali Osman Öztürk- O zamanki gidiş gelişleri hiç sorma! Öyle bugünkü gibi kolaylık nerede idi. Kolaylığı ara ki bulasın. Mesela ben İzmir'e gurbete gittim. Köye geri dönüyordum. Bir şekilde Ankar'ya kadar geldik. Ama Ankara'dan Trabzon'a araba bulamadık. Bir şoför, "sizi Samsun'a kadar götüreyim", dedi. Anlaştık. Bindik geliyoruz. O zaman daha Samsun yolunu yapmamışlar. Gelirken şoför yolu kaybetti. Düşünebiliyor musun şoför yolu kaybetti. Yapılmakta olan yeni yola vurmuş. Bir de baktık ki önümüz sanki deniz. Alabildiğine su, dere, geçmenin imkânı yok. Şoför, yanlış geldiğini anladı. Geri döndü. Tarlalara, buğday hozanlarına vurduk. Arazi biçilmiş de hozan. Araba hendeklerden gidiyor. Kimisi araba yan dönecek diye arabadan aşağı atlıyor. Sonra bir daha üstüne çıkıyor. Çünkü araba yavaş gidiyor. Derken önümüze bir adam çıktı. Sakal dizinde. Elinde koca bir asa, omuzunda bir heybe. "Oy amca biz yolu kaybettik. Yol nerede?" dedik. Hızır idi o Hızır. Ortada köy yok, kent yok, ıssız bir ova. Adam orada nereden olacak? Merzifon yakınlarında bir yerde. "Oğlum! Ben arabanın önüne geçeyim. Araba beni takip etsin" dedi. Arabanın önüne geçti. O gitti, araba peşisıra, peşisıra gitti. Bir kağnı arabası yoluna bizi götürdü. "Bu yolu bırakmayın. Bu yol sizi ana yola iletecek" dedi, geri döndü. Sabah namazı Samsun'a inecek araba öğleyin vardı. Akşama kadar oralarda yatıştık. Çünkü ancak akşamleyin araba var. O zaman direkt araba yok. İzmir'den Bursa'ya, Bursa'dan Ankara'ya, Ankara'dan Samsun'a, Samsun'dan da buraya, in bin, in bin yapıyorsunuz. Yükleniyor...
İLGİLİ HABERLER
|
|