|
Kimi Ermeni olan
bazı maksatlı tarihçiler, Çepniler’i, ‘Kızılbaş/Alevi/Rafızi’ olarak
niteleseler de büyük tarihçi Prof.Dr.Faruk Sümer aynı görüşte
değildir. O da, Çepniler ve diğer Türk boyları içerisinde Alevi
olanların bulunabileceğini kabul eder; ancak bu Çepniler’in Trabzon
Çepnileri olamayacağı kanaatindedir:
“Bir ilim adamı olarak vazifemiz, gerçeği bulmaktır. Bizim için
Sünni ve Alevi vatandaşlarımız arasında asla bir fark yoktur.Türk
kültürünü almış her vatandaşımız, ilmen yani gerçek olarak Türk’tür.
Bir insanın hangi millete mensup olduğunu, o insanın almış olduğu
kültürü belirler...
16. ve daha sonraki yüzyıllarda, tabi gerek Çepniler arasında gerek
komşuları olan diğer Türkler arasında Alevi inancını taşıyanlar
bulunabilir. Fakat Ömer, Osman, Bekir isimleri, onlardan pek çoğunun
Sünni olduğuna asla şüphe bırakmıyor. Diğer taraftan; 5-10 haneli
Çepni köylerinde camiler bulunuyor. 15.yüzyılın ikinci yarısı 16.yüzyılın
birinci yarısında Âşıkî’nin dediği gibi ‘bîdin/dinsiz’ insanlar
değil bilakis dindar bir topluluktur.Bir taraftan Safevi propagandası,
diğer taraftan Osmanlı’nın –Anadolu’nun her tarafında yaptıkları
gibi- tımarlarını ellerinden alıp kendi kullarına ve kul oğullarına(yani
devşirme zümresine mensup olanlara) vermeleri yüzünden aralarında
Alevilik belki daha az yayılmış olabilir”
Şah İsmail’in Safevi Devleti’ni kurmasından sonra Anadolu’dan
İran’a göç eden Türkler arasında da Çepniler vardır ve bunların
büyük bir kısmı veya tamamı Doğu Karadeniz Çepnileri’dir.
Çepniler’in, İran’dan çıkarılıp Doğu Karadeniz’e geldikten sonra
bu bölgede Tirebolu, Görele ve Vakfıkebir yörelerine yerleştikleri
ve sayılarının 100.000 civarında olduğu rivayet edilmektedir.
Hacı Bektaş Veli Vilayetname’sinde, H.Bektaş Veli’nin müritlerinin
Çepniler olduğu anlatılır.
“Hacı Bektaş, Kırşehir’e, Suluca Karahöyük’e(bugünkü Hacı Bektaş
ilçesine) gelir. Burada Çepni Boyundan bir oymak oturmaktadır. Uluları,
Yunus Mukri’dir. Yunus Mukri, okumuş-yazmış bir insan olup dört
oğlu vardır: İbrahim,Süleyman, İdris ve Saru. İdris ile Saru da
okumuşlardır. İdris’in karısı, Bektaşiler tarafından sonradan kutlu
sayılacak olan ‘Kadıncık Ana-Kutlu Melek’tir. Kadıncık Ana’nın çocuğu
olmamaktadır. Birgün rüyasında, ondört dolunay koynuna girer. İdris
Hoca, bunun, çocuğu olacağı manasına geldiğini müjdeler. Daha sonra
Hacı Bektaş Veli çıkagelir. Kadıncık Ana’yı evlat edinir. Onun duası
sayesinde ve burun kanı kerametiyle Kutlu Meleğin çocuğu olur. Doğan
çocuğun adı, Timurtaş veya Seyyid Âli Sultan’dır”.
Mehmet Âşıkî, Menazıru’l-Âvâlim adlı eserinde; “Birçok göçebeler
gibi Alevi olan bu Çepniler, zamanla Sünnileşmiş ve Lazlar da tamamen
Müslüman olmuştur. Sürmene ve Araklı kazalarında yaşayan ‘Çebi‘
adı taşıyan kalabalık ailelerin de Çepniler’den olduğu anlaşılıyor”
demektedir.
“18.yüzyılda (Osmanlı’da) uğranılan büyük mağlubiyetler sonucunda
devlet otoritesi son derece zayıfladığı için yörelerin idaresi,
oraların yerlisi olan güçlü şahısların eline geçer. Devlet ilk önce
‘mütegallibe’ ve ‘derebeyi’ deyip bunları tanımışsa da sonra ‘âyân’
adını vererek varlıklarını kabul etmiştir. Böylece Türkiye’nin çok
bölgelerinde olduğu gibi, Karadeniz kıyılarındaki şehir ve kalelerde
de âyânlar ortaya çıktı. Bu âyânlardan bazıları veya çoğu Çepniler’den
idi. Batıdaki âyânlardan ve Tirebolu, Görele ve Vakfıkebir derebeyleri
ile Trabzon’un doğu yörelerindeki derebeyleri arasında kesin ve
sürekli mücadeleler vuku bulmuştur. Bu mücadeleler sonucu da kalabalık
Çepni toplulukları Sürmene, Of ve Rize yörelerine yerleştiler...Ünlü
haydut Çepni Ali, Rize Çepnileri’nden olup en sonunda başına 300
kişi toplayarak Rus harbine katılmıştır”.
Görüldüğü üzere, 18.yüzyılda Trabzon’un batısında bulunan Çepniler’le,
doğusundaki Lazlar arasında uzun süren kavgalar olmuş ve 1738’de
Çeteci Abdullah Paşa’nın Trabzon valisi olmasıyla kısa sürede bu
kavgalar sona ermiştir
Yine bazı kaynakların belirttiğine göre; Görele’de meskun Çepniler’in,
yerlerini terk ederek kara ve deniz yollarını kullanıp Trabzon-Giresun
arasındaki bölgede yaşayan halkın malına , canına zarar verdikleri
bilinmektedir. Bunların tekrar eski yerlerine gönderilmelerini,bu
gibi davranışlarına son verdirilmesini ve suçluların cezalandırılmasını
emreden 1145(1732) tarihli bir ferman çıkarılmıştır.
“Kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler ve bizim tesbitlerimiz; Çepniler’in
cesur, savaşçı ve geleneklerine sıkı sıkı bağlı bir topluluk olduğunu
gösteriyor. Bunlara, coğrafi yapının ve çalışma şartlarının bu tür
ilişkileri engelleyici özelliklerini de eklersek, Çepniler’in neden
diğer boyları etkileyemediğini anlayabiliriz...
Bütün bu bilgilerden; Çepni boyunun Anadolu’ya gelen ilk Türk boyu
olduğu, Çepniler’in Anadolu’nun Türkleşmesine çok büyük katkılarda
bulundukları, hatta Akkoyunlu ve Safevi Devletlerinin kuruluşunda
önemli rol oynadıkları anlaşılmaktadır.
Batı Anadolu’da İzmir, İzmit, Adapazarı ve Balıkesir’e gitmelerine
rağmen en yoğun yerleştikleri, varlıklarını bugüne kadar devam ettirdikleri
ve kültür mirasını en iyi muhafaza ettikleri bölge Doğu Karadeniz
bölgesi,bu bölgede de Âsar/Ağasar/Akhisar yöresi olmuştur.
Doğu Karadeniz bölgesiyle ilgili resmi kayıtlar16.yüzyıldan itibaren
tutulmaya başlanmış. Bu kayıtların büyük bir kısmı henüz incelenmediği
için konumuz olan Ağasar Çepnileri hakkında da, çok detaylı ve yeterli
tarihi bilgiye sahip olmak mümkün olamamıştır. Mühimmeler, Hatt-ı
Hümayunlar,Kadı Sicilleri,Tahrir Defterleri ve diğer arşiv vesikaları
incelendikçe Çepniler’le ilgili daha doyurucu bilgilere sahip olacağımız
muhakkaktır”.
Çepniler’in, öteki Türk-Oğuz boyları gibi Selçuklu Fetihlerine katıldıkları
hakkında kesin bir bilgi yoktur. Ancak bu boydan önemli bir kolun,
Selçuklu Devleti’nin kurulmasında ve Anadolu’nun alınmasında rol
oynamış olduğunu söylemek mümkündür.
Çepniler, Akkoyunlu Devleti’nin kurulmasına katılmışlardır. Akkoyunlu
hükümdarı Uzun Hasan devrinde, İlaldı adlı beyleri
ile bu büyük hükümdarın başlıca seferlerinde bulunmuşlardır.
Devamı>>>
|