BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ ? – 2

0
* “Beni Evimin Kapısına Kadar Sırtında Götürmezsen!..”

Kış mevsiminin şiddetli günlerinde, hayvanların yetersiz kalan yiyecek ihtiyacını karşılamak üzere
 Sis Dağı’nın kuzey-batı tarafındaki Kayasis Deresi’ne yeşil taflan yaprağı kesmek için karları yara yara, yarı çıplak ayak , yarı çıplak vücut ile üç saat gidiş, dört saat yük altında ve karlar arasında dönüş yapan grup içindeki Tivrizoğlu Ali Osman Dural’ın Kayasis Deresi’nde yuvarlanarak göle düştüğünü ve bu gölün bu olaydan dolayı hala “Tivriz Gölü” olarak anıldığını; sıfırın altındaki soğuk ortamda ıslak kıyafetler içinde Tivriz’in donma tehlikesi geçirdiğini; yürüyemeyecek derecede uyuştuğu için Mollaoğullarından Molluu Hasan Gülay’ın, Ali Osman Dural’ı, Kayasis Deresi’nden köye kadar saatlerce karlar içinde yokuş tırmanarak, iniş inerek sırtında taşıdığını / Köyün başındaki Kabalakmevkiine gelince Molluu Hasan’ın; “Artık köye geldik sayılır; sen şu komşularla beraber yavaş yavaş evine git; benim evimin yolu buradan ayrılıyor; çok yorgun ve bitkin düştüm; ben de kendi evime gideyim” dediğini / Ama işin daha ilginç yanı; bu teklif üzere Tivriz’in -bugün de halk arasında hep anlatılan- “Eğer beni evimin kapısına kadar götürmezsen, sana dünyalık hakkımı helal etmem!..” dediğini biliyor muydunuz?

* Ayıdan Dayak Yiyen Adam


Eskiden Geyikli Köyü ormanlarla kaplı imiş. Her çeşit av hayvanı bulunurmuş. En zor av da, ayı avı imiş. 1880’li yıllarda; BektaşoğullarındanHüseyin, Muhammet
 ve Mustafa’ların dedeleri olan Bektaşoğlu Hasanve arkadaşları, Ademmez bölgesinde, Karanlık Göl civarında avlanırken bir ayı vurmuşlar. Ancak ayı ölmemiş; yaralı olarak onlara saldırmış…Arkadaşları kaçmışlar ama, Hasan Bektaş kaçamamış. Ayı kendisine ulaştığında, boğuşmaya başlamışlar…Ayıdan epey bir dayak yedikten sonra, üstesinden gelemeyeceğini anlayan H.Bektaş, pes etmiş ve bir kurnazlık düşünerek ölü numarası yapmış(halkın deyimiyle; ‘sıçan öldüye vurmuş’) ve yüzüstü hareketsiz bir şekilde yatmaya başlamış…Ayı, bunun üzerine onu bırakarak birkaç adım uzaklaşmış. Sonra geri dönerek, kulaklarını, yerde yatan H.Bektaş’ın sırtına dayayarak biraz dinlemiş. Öldüğüne iyice karar vermiş olacak ki, onu terk ederek kaçmaya başlamış. Ayının kaçtığını gören H.Bektaş, rahatlık ve sevinç içinde-oturuk bir vaziyette-ayıya seslenmiş; “Kaç, kaç! Şindi bizim uşaklar, gelecek; seniñ anacuuñu (…)bellêcekler!” demiş. Keşke demez olsaydı!..Bunu duyan ayı, kaçmaktan vazgeçip geri dönmüş. H.Bektaş’ı evire-çevire tekrar dövmüş!..Ayı homurdanmasıyla, H.Bektaş’ın acı feryatları birbirine karışmış. Yine ölü numarası yapan H.Bektaş’ın sırtını birkez daha dinleyen(adeta son bir test yapan) ayı, tekrar öldüğüne kanaat getirerek hızla uzaklaşmış…Bu kez iyice akıllanan H.Bektaş, ayı gözden kayboluncaya kadar,-bırakın bağırmayı-yerinden bile kıpırdamamış. Zaten kıpırdayacak hali de kalmamış!..Bu ilginç olayı biliyor muydunuz?(Kaynak: Hüseyin Bektaş / 63 yaşında).

* Sinek Testi

Kıtlık-açlık senelerinde, çuvaldaki mısırdan çalınıp çalınmadığını tesbit edebilmek için önlem olarak, çuvalın içine bir de canlı karasineğin atılarak ağzının ondan sonra bağlandığını; çuval açıldığında sinek uçarsa, çuvaldan mısır çalınmadığının böylece doğrulandığını biliyor muydunuz?

* Kazma-Kürekle Araba Yolu

Çavuşoğullarından Mustafa Gülay’ın, Dibekyanı Deresi’nden başlayarakÇardakyanı ve Aşağıki Alan mezraına, kazma-kürekle araba yolu vurduğunu biliyor muydunuz?

* Nerede O Alabalıklar!?

Bir zamanlar, başta Ademmez Deresi olmak üzere Geyikli’deki diğer akarsuların kırmızı benekli doğal alabalık kaynaştığını biliyor muydunuz?(Eylül 1999 tarihinde; Geyikli Belediye Başkanlığı ve Tarım İl Müdürlüğü işbirliği ile, büyük bir tören yapılarak şenlik havası içinde, belde sınırları içindeki dere ve ırmaklara 7milyon adet alabalık yavrusu bırakılmıştır)

* Pazar Azığı

Eskiden, Sis Dağı’nda şenliklerde öğle yemeği olarak; haşlanmış patates, suda pişirilmiş armut ve bileki ekmeği yendiğini / çarşamba günleri pazar alış-verişi için köylerden yürüyerek Şalpazarı’na gelenlerin ise öğle yemeği olarak; ekmek fırınlarındaki oturaklar üzerine oturarak, önlerindeki tahta sıralar üzerinde “yağlı” denen pidelerden yediğini; bu pidelerin yağını da, sabahleyin gelirken köyden getirdiklerini biliyor muydunuz?

* Bir Defter Bir Kalem

Bir zamanlar, bir defter ve bir kalem ile İlkokul’un-birden beşe kadar-okunduğunu biliyor muydunuz?

* Hava Durumunu Sulbiye Teyzeye Sorun

Palakoğlu Abdullah Aydın’ın kızı,-mesleği çobanlık olan-Sulbiye Aydın’ın hava tahminlerinin yıllardır doğru çıktığını ve halk tarafından çok ciddiye alınarak önemsendiğini biliyor muydunuz? (Yaptığımız görüşme sırasında; rüya, tecrübe ve gözlemlerine dayanarak hava durumunu bildiğini belirtti. Rüyasında beyaz koyunlar, göl veya yeşillik görürse; kar veya yağmur yağdığını; ayrıca kar yağmadan önce ayaklarında bir üşümenin başladığını söyledi. Yine rüyada kuruluk veya kızıllık görürse-görülenin derecesine/tonuna göre- güneşli hava ya da aşırı kuraklık oluyor. / Tecrübelerini de şöyle anlattı: Gözü pıtırdarsa:seyrerse, yağmur veya kar yağar. Demittepesi’ne duman gelirse, kısa bir süre sonra yağmur yağar. Yine keçiler, hızlı-hızlı otlamaya başlar ve birbirleriyle vuruşur-kavga ederlerse, hava durumunun kötüleşeceğine işarettir. / Bütün bu rüyalar ve tecrübelerinin doğru çıkması; onun gerçekten saf gönüllü ve mütevekkil birisi olmasından kaynaklanmaktadır…) 

* Açlık/Kıtlık Senesi Neler Yenirdi?

Kıtlık-açlık senelerinde, yörede yetişmekte olan hemen hemen her çeşit otun yenip yenmediğinin denendiğini, birçok ot yemeğinin o günlerden adet ve alışkanlık olarak bugüne ulaştığını; bunun yanısıra çaresizlikten mısır güdünesinin, değirmende öğütülerek ekmek yapılıp yendiğini, bundan dolayı yaygın olarak kabızlık hastalığının görüldüğünü biliyor muydunuz? 

Yine “Kıtlık Seneleri”nde hayvan gübresinin yetersiz, sun’i gübrenin olmadığı dönemlerde çok az mısır yetiştirildiği için, mısırın daha kış aylarında tükendiğini; “sırgana çalmaya” un bulunmadığını, bu nedenle yeni ekilen mısırın tarlada olgunlaşıp “ermesinin” beklenemediğini / Açlık nedeniyle, daha henüz taze(“süt”) olan mısırın, zaten seyrek daneli, küçük boylu olan koçanları toplanıp dış yeşil kabuğu soyulduktan sonra alelacele, köyün belli yerlerinde sadece bu iş için yapılmış olan taş fırınlarda kurutularak su değirmenlerinde öğütülüp acil ekmek yapıldığını / Fırınlarda mısır yanında, keşkül kabak pişirildiğini, suda haşlanan taze fasulyenin kurutulup kavrularak yendiğini, kabakların ince sicim gibi kesilerek yemeklik için kurutulduğunu; böylece halkın, birazcık gözünün ışıdığını biliyor muydunuz?


YORUM GÖNDER

Please enter your comment!
Please enter your name here