Dilimizin Afetleri

 Efendim, hepinizi saygı ve duayla selamlıyorum. Bizler insan olarak yaratılmışız.Diğer varlıklardan her şeyimizle üstünüz aslında. Ama bazen kendimize öylesine eziyet ediyor ve kendimizi öylesine çaptan düşürüyoruz ki; bu hallerimize biz bile inanamıyoruz. Bunun nedeni, ya doğru yaşamayı ve yaşatmayı iyi bilmememiz; ya da gerçekten bile bile kendimize yenilerek bataklığa sürüklenmemizdir. Kalbimiz bizi yöneten ilk mercidir. Ona neyi salık verirsek; o, yönünü ona göre tayin eder.

Özellikle bu son dönemlerde ben de dahil olmak üzere; hepimizin yönümüzü gözden geçirmeye ihtiyacı olduğuna kanaat getirdim. Bu nedenle kalpleri birbirine bağlayan ya da birbirinden koparan ilk uzvumuz olan dilimizin, bize neler yaptırdığını öncelikle bilmeliyiz diye düşünüyorum. Dilden bütün bedene yayılan bu hastalıkların neler olduğunu ve sonuçlarını tekrar okumayı, kendime bir görev addederek acizane araştırıp dostlarla paylaşmak, bugünlerde her şeyden daha önemli gibi geldi bana. İnşallah hatalarımı düzeltici ve yazdıklarımı kendinize düstur edicilerden olursunuz. Amin.

İlk ve en önemli dil afetimiz maalesef gıybettir. Nedir bu kelimenin manası acaba hiç düşündünüz mü dostlar!!! Gıyabında, yani kendisinin olmadığı bir yerde bir müslümanın hakkında ileri geri konuşmaktır gıybet. Ta ki; kendisi hakkında konuşulanları duyduğunda hoşuna gitmeyecek şeyler olur da üzülürse, işte o zaman, gıybet en büyük afettir bir dil için. Hakkında konuştuğumuz kişi söylediğimiz kusuru, ameli, ahlaksızlığı vs. yapmış ya da yapmamış olsa da fark etmez. Birisinin hakkında, evinde ya da kendisinde var olan eksikliği bile söylemiş olsak gıybete girer. Bazen (Allah korusun) ima yoluyla da ederiz gıybeti. Mesela sevmediğimiz ya da kendisinin gıybetini yaptığımız birisi tam o anda yakınımızdan geçiyorsa hafifçe (hafiflik ederek); kaş-göz hareketi ya da başımızla o kişiyi işaret ederek de hakkında alçakça yaparız gıybeti.

Bakalım şimdi kitabımız ve onu bize tebliğ eden peygamberimiz (S.A.V)ne buyururlar bu afete dair ayet-i kerimede Yüce Allah bize şöyle emrediyor:

“Ey İman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Şüphesiz ki; bazı zanlar büyük günahtır. Birbirinizin ayıbını araştırmayın. Birbirinizin arkasından konuşmayın(gıybet etmeyin). Hanginiz, ölü kardeşinizin etini yemeyi sever(yemekten hoşlanır)!? Bundan tiksinirsiniz. Allah’tan (C.C.) korkun. Şüphesiz Allah(C.C.), tevbeyi kabul eden(çok bağışlayan), acıyandır. (Hucurat Suresi 12)

Peygamberimiz(A.S.) de gıybeti şöyle açıklamıştır:

Gıybet, kardeşinin hakkında duyduğu zaman, hoşuna gitmeyecek şekilde konuşmandır. “Söylenen şey kardeşimde varsa?” diye sorulunca; “o zaman gıybet etmiş, yoksa da ona iftira atmış olursun” buyurdular. Başka bir sözlerinde de; “gıybetin kulun hasenatında(yaptığı bütün iyiliklerde) yaptığı tahribat, ateşin kuru odunda yaptığı tahribattan daha sür’atli ve şiddetlidir.” Buyurmuşlardır.

Şunu bilmeliyiz ki; gıybet edince Allah’ın gazabına maruz kalıyoruz. Gıybet kıyamette iyiliklerimizi yakacaktır. Çünkü hakkında konuştuğumuz kişinin amel defteri bizim iyi amellerimizi kendisinde toplayacaktır eğer gereğini yapmazsak. Birisi hakkında nasıl olursa olsun gıybet etmişsek; öncelikle pişman olmalı, tevbe etmeli ve yaptığımıza çok ama çok üzülmeliyiz. Sonra kimin hakkında konuşmuşsak gidip ondan helallık dilemeli, bizi affetmesi için ricacı olmalıyız. Bir de tersini düşünün. Siz gıybet etmediniz de hakkınızda gıybet edildiğini duydunuz. O zaman hiddetlenip kızmak ve kırılmak yerine önce bir araştırma yapmalısınız. Ve tarafları çağırıp konuşturmalısınız. Eğer gelir de konuşurlarsa ne olur yapıcı ve düzeltici olun ki; Hakkın rızasına nail olasınız. Çünkü durumunu düzeltmek isteyenin üzerine gitmek ve onu zedeleyici davranmak erdemli kişinin şiarı değildir. Ama çağırmanıza ve fırsat vermenize rağmen kulak ardı edenler, ka’le almayanlar ve basit bir davranışmış gibi düşünenler için diyecek bir şeyimiz yok. Belki hakkında gıybet ettiği insanlar onu affeder ama akıbetini biz bilemeyiz.

Adamın birisi Hasan-ı Basri’ye “falancı senin gıybetini yaptı” der. Bunun üzerine Hasan-ı Basri tabağa hurma doldurup, gıybetini yapan adama gönderir. Ve bir de not: “Duyduğuma göre hakkımda konuşup hasenat ve sevabını bana hediye etmişsin. Ben de hediyene karşılık sana bu hurmaları göndermek istedim. Mazur gör. Çünkü senin hediyene tam olarak karşılık verme kudreti bende değildir.”

Hiç kimseyi incitmeye hakkımız yok. Belki bazen istemeden de olsa birileri hakkında konuşmuş olabiliriz. Ama düzeltmeye ve bir daha yapmamaya çalışmak en güzeli olsa gerektir. Gelin kendimizi ve dostlarımızı gıybetin çirkefinden uzaklaştırma yarışını başlatalım.

Haydi Bismillah.

HENÜZ YORUM YOK

YORUM GÖNDER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Exit mobile version