Home Yazarlar Hasan Köse - Yazar İfade Hürriyeti , Katılmama Hürriyetidir De!..

İfade Hürriyeti , Katılmama Hürriyetidir De!..

 Ben hep polisin yetki ve salahiyetlerinde eksiklik olduğunu düşünür, eğer bir kişi eline silah veya bir kesici alet almışsa, veya birini öldürme ya da yaralama tehdidi ile bir tehlikeye itiyorsa ve polis ona silahını at ya da kımıldama dediği halde itaat etmiyorsa, üçüncü şahıs ya da şahısların hayatını tehdit etmeye devam ediyorsa, polisin ne demek istediğini anladığı kanaati poliste uyandığı andan sonra, yaralama ve etkisiz hale getirme maksadından başlamak kastıyla vurma yetkisi olmalıdır diyordum.

Polisin son zamanlardaki olaylara müdahaleleri ve Adana’da Adana Spor-Diyarbakır Spor Maçı öncesi İstiklal Marşı söylenirken ayağa kalkmayan taraftarlara yönelik müdahalelerini televizyonlarda izleyince, polisimizin kolay gaza gelebildiğini ve “görev sahasında da teşkilat kontrolü sağlanamadığı intibaını uyandırıyor. Polislerin bireysel hislerinin teşkilata çok kolay egemen olabildiğini görünce “vur yetkisi” düşüncemin Türkiye için fazla lüks olduğunu anladım.
Adana’daki olaylarda polisin müdahale biçimini ve davranış profilini elbette onaylayanlar olabilir. Ancak bu ideolojik ya da siyasal bir bakış açısını yansıtır. Söz konusu bu ve benzeri olaylara bireylerin, sosyal ya da siyasal gurupların nasıl baktığı değil, devletin yani herkes için aynı mesafede olması gereken devletin; Hukuk Devletinin olaya nasıl baktığıdır. Çünkü nasıl bakarsa bundan sonra da öyle devam edecek tir.
Bu olayların beşinin-onunun resmi çekilip bir araya getirilir. Bu resimlere bakılarak heykeller yapılır. O zaman konu Türk Polisinin hatası olmaktan çıkar. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “a” ya da “b” siyasal görüşüne karşı iradi olarak “planlı programlı” bir baskı uyguladığı olur. Polisin bu tür “uygulamaları” bir sosyal ya da siyasal guruba yönelik daha fazla şiddet kullanma yöneliminin bir siyasal tercih olduğu düşünülür.
Bu durum ilgili uygulamayla kendini aynileştiren insanları kitleleştirir. Marjinal hareketlere “inanç” ve” etnik” ” milliyetçi” bir taban ve nihayetinde merhamet damarlarından beslenen halk desteği sağlar.
“Bizi AB’ye almasalar bile biz Ankara kriterleriyle yolumuza devam ederiz,” söyleminin tam aksi bir gerçekler yumağı ile karşı karşıya olduğumuzu anlarız. Hukuk Devleti, insan haklarına dayalı, milleti özne olarak tanımlayan Anayasa, Bireysel ve Toplumsal Özgürlüklerin çok kolay rafa kalkabilen, sabahtan erken kalkanın muhtıra verebildiği bir ülke olarak yaşam gerçeğimiz; içinde var olmaya çalıştığımız dünya tarafından da net olarak görülür. 
Bunun ekonomik, siyasi, sosyal getirileri ağır olmaktadır. Irak’a saldırı meşruiyetini ABD’ye veren ve halkın Saddam gidinceye kadar işgalcilere karşı direnmemesinin sebebi; Saddam’ın kendi halkına karşı iktidarları dönemlerindeki uygulamalarıdır. Irak halkı için bedeli ağır olmuştur. 
Türkiye, delikanlılık ayaklarıyla yönetilemeyecek kadar büyük bir ülkedir. Günümüzde ülkeler arasındaki mücadelelerin çok sofistike yöntem ve aygıtları da olduğunu bildiğimize göre. Herkes tahrik olma hakkını kullanma konusunda lutfen daha dikkatli olsun. Yoksa tahrik olup kovaladığımız çocukları kovalarken kurt taktiğine/hilal taktiği getirilip burnumuza halka takmaya kalkarlar.
Polis, İstiklal Marşı okunuşu sırasında ayağa kalkmayanlara karşı “aşırı güç” kullandı ve çıkan arbedede ayağa kalmayanlara meydan dayağı attı. Medyadaki görüntüler bu. Şimdi aklı selim adına şu soruları tüm taraflar ve yetkililer en azından kendi aklında cevaplasın ve vicdanına vursun:
*İstiklal Marşının okunuşu sırasında o gençler neden ayağa kalkmadı?..
*İstiklal Marşında ayağa kalkma zorunluluğu açık alanlarda olduğuna göre, stadyumlar kapalı alan mı yoksa açık alan mı?..
*Bu tür etkinlikleri çok hassas yerlerde de yaparlarsa orada ve sonrasında neler olabilir?.
*Jopla ve zecri tedbirlerle saygı istemenin ülkemize ne faydası var?…
*Polisin bu olaya müdahale biçimi doğru muydu? Yani İstiklal Marşında ayağa kalkmayanların cezası, ayağa kaldırılması mı gerekiyor?..
*Kalkmazlarsa yasalarımıza göre meydan dayağı mı atmak gerekiyor?
*Eğer öyle ise, yargısız infaz ne demek oluyor?..
*Polisin görev tanımları içine “infaz memurluğu” ne zaman eklendi?..
*Polis, onları stadyumdaki halk linç etmesin diye mi dövdü? Böyle bir kitle yatıştırma tekniği hukuki mi/bilimsel mi?..
*Eğer bu tür bir müdahale hukuki ise ve polis bunu bir görev emri alarak yaptı ise; oradaki polislerin hepsi neden müdahale etmiyordu?..
*Müdahale eden polisler eğer tahrik olduysalar, tahrik olma saikleri ideolojik mi, siyasi mi, dini mi; yoksa tamamen şahsi bunalım kaynaklı mı?.. 
*İşgüzarlık mı, görev mi?..

* Bazı yörelerde Mevlit Kandili’nde, en son ayağa kalkıp Kıble’ye dönerek, el açıp dua ediyorlar. Öğrenci yurtlarında, yemekhanelerde ayağa kalkmayanları tahrikçi saygısız kabul ederek doğduğuna pişman ediyorlar bu hadiselerle bir alakası var mı?..
*Ermenistan’da “Doğu Konferanslarına” katılmak üzere Türkiye’den giden aydınlar, toplantı başlangıcında Ermenistan yasalarından kaynaklanan bir gereklilikle soykırımda ölenler anısına saygı duruşuna davet edildiklerinde buna katılmıyorlar. Ancak meydan dayağı da yemiyorlar. Acaba Ermeniler, bugün bizden daha medeni olabilirler mi?..

Devlet, bu tür eylemleri bu tür yöntemlerle bu çağda ne kadar bastırabileceğini düşünüyor!…
Bazı milli sembollerimize karşı aşırı hassasiyetimiz, fetişizm noktasına varmış olabilir mi?!.. 25.04.2005

HENÜZ YORUM YOK

YORUM GÖNDER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Exit mobile version