Fitne, Mülkiyet, Fesat ve Helâk İlişkisi

0

 Birçok insan; “ Fitne kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın…”[1] Ayet-i Kerimesiyle verilen emrin ve belirlenen ufkun hedefini ve sınırlarınıkâfirler ve inkârcılar iman edinceye kadar/küfür ve inkârlarından dönünceye kadar onlarla savaşın/kıtal şeklinde anlamaktadır.  Bu anlayış; Kuran-ı Kerimde,  64 yerde geçen fitne ve 39 yerde geçen fitne’nin dünyevi sonucu fesad ve 5 yerde fesat ayetiyle beraber geçen “…ve la ta’sev fil ardi mufsidîn./ bozgunculuk yaparak,  arzda fesat çıkarmayın.”[2] Şeklinde geçen ve fesat olgusunu daha da çirkinleştiren “ta’sev” kavramlarının açık anlamlarına aykırıdır ve Müslüman zihinde fitne- mülkiyet ilişkisini buharlaştırmaktadır.

Hz Peygamber “Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır[3] sizin hakkınızda en ziyade korktuğum şey, zenginlik/mal hırsı ile karınlarınızın ve şehvetlerinizin fitnesine düşmenizdir.” [4] Şeklinde ifade etmiş ve bunu başka bir Hadis-i Şerifinde; “sürüye girmiş kurt gibi dini fesadauğratacağı şeklinde açıklamıştır. “ Kişinin mal ve şeref/makam için gösterdiği hırs veya bu iki şeye olan sevgisi dine fesat ve zarar getirir, tıpkı aç iki kurdun hiçbir engelleme olmadan sürüye salındığı zaman hâsıl edecekleri zarar gibi…[5]

Ed Din’in içtimai açıdan doğru anlaşılması fitne, fesat ve mülk kavramlarının doğru anlaşılmasıyla doğru orantılıdır.

Fitne; hem gerçek hem de mecaz olarak, başı da sonu da ateş olan bir olguyu ifade eder. Arapçada, altın madenini eriterek, cevherini cürufundan ayıran ateş,[6] anlamındadır.

Kuranı Kerim’de hem sıfat hem de isim olarak cehennem ateşi anlamındadır.“O gün onlar, ateş’in fitnesine atılırlar.” [7] , “ Tadın azabı; işte buydu çabucak gelmesini istediğiniz fitne.”[8] ayet-i kerimelerde cehennem ateşi ve azabı anlamındır. Bu anlamı Arapça lügatler doğrulamaktadır.

Kavram, epistemolojik olarak,  insana dair hemen her olumsuz durumun içinde ve izahında kullanılmıştır. Kuran-ı Kerim;  insanın dünyada varoluş amacını da imtihan/ fitne[9] kavramıyla ifade ederken, Arapçada Şeytan (el Fettanü), altın ve gümüş/ dirhem ve dinar (el Fettanani/iki fitne),[10] kuyumcunun (el Feten)[11] anlamında kullanıldığını bilmek bile kavramın itikat ve içtimaiyatı mülkiyetle nasıl ilişkilendirdiğini anlamamız içi yeterli işaretleri taşımaktadır.

Hadis-i Şeriflerde fitne; dünyevi hırs,[12] dini, ahlaki ve akli kargaşa,[13] bir ilme ve sahih bir akla bağlı olmaksızın kurulan hüküm ve söylenen söz,[14] başa gelen zorluklar ve darlıklar [15] kalp (niyet) bozukluğu,[16] Allah’ın bizzat ceza ve imtihan için gönderdiği vesileler ve sıkıntıları,[17] kontrolsüz cinsellik,[18] akıl karışıklığı,[19] sosyal ve siyasi kargaşasavaş, çatışma ve kaos,[20] anlamlarında kullanılmıştır.

İslamî açıdan fitne azgın kâfirlerin özelliklerinden[21] olmakla birlikte yalnızca kâfirlere hasr edilen bir kavram değildir. Kavram Kuran-ı Kerim’de; Müslümanlar için küfre götürebilecek amel/iş,[22] münafıklar için planlı ve isteyerek kafa karıştırma, aldatma, hile, kumpas, komplo ve toplumsal kolektif aklı kendi menfaatlerine uygun sevk ve idare için düzen kurma,[23] şeytanın aldatması,[24] insanların azgınlığı nedeniyle helâki,[25] Allah’ın insana malnimet, evlat ve başka hayırlar vererek hakka karşı tutumu,  infakla “can yongasından” ayrılmanın acıtması, yoksulluk,  yoksunluk, darlık zamanlarında hakta sebat’ın denenmesi,[26] İnsanların birbiriyle denenmesi,[27] işkence,[28] imtihan,[29] batıla sürükleyen muhalefet,[30] kâfirlerin uzlaşma arayışlarına aldanarak içine düşülebilecek kafa karışıklığı ve ardından gelecek azap,[31] bu tür aldanmalara karşı Peygamberler bile şiddetle uyarılmış ve azapla tehdit edilmişlerdir.[32]

Münafıkların, gizlediklerinin ortaya çıkmasına sebep olacak kavşaklardaki sancılı durumları, iç sıkıntıları, toplum karşısında rezil olmaları ve helâkleri,[33]kâfirlerin ve münafıkların öncelikle kalpleri hastalıklı olanları etkilemeleri ve insanların aleyhine belli zümre ve sınıfların kısa vadede lehine fakat uzun vadede herkesin aleyhine fesada[34] yol açan düzen, komplo ve kumpaslar ile oluşan kaotik ortam,[35] baskı ve şiddet,[36] insanları yolundan ve inancından çevirme,[37] sıkıntılı iş,[38] eziyet ,[39] ilizyon,[40] şer amaçlı çağırma,[41] iman iddiasında bulunanlardan bazılarının aslında yalancı olduklarını ortaya çıkarmak için Allah’ın doğrudan bir deneme ortaya koyması,[42] cehennem ateşinde çekilen sıkıntı,[43] zorluklar nedeniyle imandan dönme,[44] durum ve olguları ifade eden yerlerde ve anlamlarda geçmektedir. Tümü ya doğrudan ya da dolaylı olarak mülkle ilişkilidir.

Fitne; insanları etkileyen olumsuz tutkuları, düşünceleri, vehimleri, göğsünü sıkan, içini daraltan duygu ve düşünceleri, toplulukları kin ve nefrete sevk eden ortak batıl aklın nasıl inşa edildiğini, desise, zan ve evhamlarla beslenen çatışma ve kaos ortamlarını, toplumsal yaşamda en küçük birim aileden en büyük siyasal organizasyonlar olan cemaat, örgüt, hükümet ve devletlerde ve nihayetinde üzerinde yaşadığımız kürede fesad’ın/çürüme mülkiyet ve insan ilişkileriyle alâkasını anlamak için hayatidir.

Ensest ve sübyancılığa ailelerin sustuğu, fuhuş,  zina, kumar, içki, hırsızlık, kamu malı talanı, faizcilik, düşük ücretle işçi çalıştırma, çocukların sırf kız olduğu için (Mekke’de) erkek olduğu için (Mısır’da), erkek ya da kız fark etmeden jinekologlarda veya izbe mekânlarda öldürülebilmesi(kürtaj), insan bedeninin cinsel amaçlı olarak alınıp satılabilmesi, erkek çocukların açıkça iğfal edilebilmesiyle ( Hz. Lut’un kavmi),  toplumların insan ve mülkiyet ilişkileri ile yüzde yüz alakalıdır.

Fitne ile fesat sebep sonuç ilişkisiyle birbirine bağlıdır. Kur’anî terminolojide fesat insani fitnelerin sonucu olarak ortaya çıkan çürümedir. Bunun en kötü ve nihai sonucu, helâk’in ve cehennem’in fitnesidir. Fitne ve zıddı olan salah insana, yaşama dair her şeyle alakalıdır. Dalalet ve hidayeti, zulümat ve nuru bu bağlamda anlamak gerekir. İman, küfür ve inkâr’ın,  ruhi ve metafizik yönleriyle, dünyevi ve işlevsel yönlerinin örtülmesi/küfr ancak bu şekilde önlenebilir.

Fitne yalnızca; insanlarda su-i zan ve evham, kin ve nefret uyandırıp, dalalet ve kaos’a sürüklemek, çatışma, açık ve zulüm’e neden olmak değil, ıslah gayesiyle de olsa ifsada yol açan kısa akıllıların ortaya koydukları çözümleriyle de olabilir.

Fiilî güç dengeleri; dönem, sınıf ve zümre akıllarıyla oluşturulan, eşitlik zemininde adalet gözetilmeksizin hazırlanan ortamlar orta ve uzun vadede dalalet’in ve büyük fitnelerin sebebi olurlar. Bunun yakın tarihte en büyük küresel örneği;  I. Sömürge Savaşlarının galiplerince Mr. Wilson’un prensiplerine rağmen dikte ettirilen,  Almanya’ya Versailles, Avusturya’ya  Saint-Germain, Bulgaristan’a Neuilly,  Macaristan’a Trianon sözde barış antlaşmaları/pax romana, II. Sömürge savaşlarının sebepleri olmuşlardır.

Bizim II. Sömürge Savaşının dışında kalabilmemiz Sevr dayatmasını kurtuluş savaşı süreciyle paçavraya çevirmemizden ve iyi – kötü Lozan Antlaşmasını kabul ettirmemizden dolayıdır.  Aynı dönemde çizilen Ortadoğu haritaları ve düzenleri bu gerçeklikle doksan yıl sonra yeni yüzleşmektedir. O zaman gâvurla iş tutup, kavmiyetçi bir asabiyetle İslam birliğine karşı fitne, Şerif Hüseyin ve kabile şefleri/şeyhleri İslam dünyasının bağrına saplanan İsrail zulümlerinin/fitne vebalini yüklenmişlerdir.

Başka bir ifadeyle fitne; birey veya toplumsal tarafları birbiriyle, muarızd veya muhalifleriyle kaçınılmaz olarak çatışmaya sürükleyen kaotik ortam anlamlarını muhtevidir. Dolayısıyla iyi ya da kötü niyetle kurulan her türlü siyasal, sosyal, ekonomik düzen’in, insanlar arası, insan tabiat ve insan Allah arası ilişkilerinde kısa, orta ve uzun vadede ıslaha ya da ifsada yönelik hesabının yapılması gerekir. Makro düzeyde toplumsal, siyasal ve ekonomik meselelere yakın/garib ve uzak/âlî maksatlar açısından bakamayanların yaptıkları bazen doğru bile olsa fitnedir. Çünkü, liyakatsiz insanların yürüteceği hiçbir süreçten ıslah çıkmaz. Bazen ıslah’a yönelik doğru şeyler yapsalar da daha büyük fitnelerin kaçınılmaz sebebi olurlar. “Kendilerine: Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.”[45] Hakikatleri sebep sonuç ilişkileri, tecelli boyutları ve etki buutlarıyla kavrayamadıkları için iyi niyetli olsalar bile parçada boğulurken bütünü gözden kaçırırlar. Kaş yapayım derken göz çıkarırlar.

Ayrıca “fitne kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın…”[46] Ayeti “iman edinceye kadar onlarla savaşın!” Şeklinde anlaşılırsa,  Hz. Peygamberin; “Onlara imanı teklif et. Kabul etmezlerse teslim olmayı teklif et. Ona da yanaşmazlarsa Allah aranızda hükmünü verinceye kadar onlarla savaşın.” hadis-i şerifi ve on dört asırlık uygulama,

1- İman’ın teklifi olması durumunu, hür irade olmaksızın sorumluluk olamayacağı temel prensibini anlamamışlık anlamına gelir. –eğer iyi niyetle düşünürsek-

2- İslam dışı dinlere inananların, kendi dinlerinde kalıp, siyasi olarak teslim olma ihtimali ve hakkı, buharlaşır.

O zaman da ortaya çıkacak din Vandalizm olur. Yeryüzünde yeterince Vandallık varken, birde buna İslamî Vandallık eklenir/ eklendi de. Bu, ehl-i kitaplaşmadır. Yahudi ve Hıristiyanların ardından, Mecusiler Hz. Ömer döneminde- kıyasla- ehl-i kitap sayıldı. İslam toplumu kendisini, Kuran’la her dem yeniden inşa etmesi gerekirken eski ve yeni, iç ve dış kültler ile Kur’anı terbiye etme yoluna gittiler. Bu bir tarafta günah işleyenleri tekfir etmeyenleri tekfir edip kanını helal kılma noktasında fitneye varırken, diğer tarafta Kâbe’yi yıkıp, sahabe kadınlarına ve torunlarına tecavüz ettirenleri tekfir edenleri fitne çıkarmakla suçlayan kafa karışıklığı ve işkence/fitne noktasına varmıştır.

Bu, daha Hz. Peygamber defnedilmeden başlayan, Ümeyye Oğulları fitnesiyle olgunlaşan, saltanatların saraylarında,  kayzerlerin,  kisraların, halk içinde kıssacıların, tarikatlerin efsunlarıyla devam eden bir süreçtir.

Modern zamanlarda Buda heykelini roketleme ikonofobiyasının[47] İbrahimî cihat olduğu zannı/fitnesi, otobüs durağında veya sivillerin olduğu bir yerde bomba patlatan intihar ritüellerinden, cemaatlerde demir perde partizanlığına/hizip,[48] uzlaşma adına bütün dinlere hoşgörü mesajları verilirken ehl-i kıbleye karşı kurtarılmış bölgelerde cihat siperleri oluşturma, kamu arazilerini ve imkânlarını talan edip yakınlarına peşkeş çekerken, gecekondu yıkarak yetim hakkı koruma,!  israf’ın bir yaşam biçimi haline gelmesi, bir taraftan, rüşvet, adam kayırma, liyakatsiz insanların sadakatleri! dolayısıyla iş başına getirilmesi, işi ehliyle müşavereden kaçınma, adaleti içtimai alanlarda eksene almama, piyasa şartları mavallarıyla emek sömürüsünü devam ettirme, harcanan efor ve zaman hesabıyla ücret belirleyip, katırla insanın ücretini hayati fonksiyonları devam edebilecek düzeyde eşitleyerek ikisini de boğazı tokluğuna çalıştırma, mescitleri tapınaklaştırıp Allah’ın kullarının eşitliğini sadakaya muhtaçlık düzeyinde eşitleme, rızıkta eşitliği inkâr, [49] Kuran’ın musavat’a çağrısını görmezden gelme,[50]Allah’ın Mülkünde tiranlaşmayı meşrulaştırma, adalet ve müsavatı sözde tasdik amelde reddetme, adaletin realize edilmesi yollarını tıkama, hülasa dinin külliyen ucuz bir uyuşturucu olarak kullanılmasıyla evcilleştirilen hayvanlar arasına insanı da katma, tek ve kül olarak kâmilen fitnedir ve yeryüzündeki fesadın gerçek nedenleridir.

“…Yer yünden fitne kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın…[51] Ayetini,  “kâfirler iman edinceye kadar onlarla savaşın ” şeklinde anlamak “Lâ ikrâhe fî-ddîn… Dinde zorlama yoktur.[52] ayet-i kerimesinin kat-i anlamıyla da açıkça çelişmektedir. Bütün insanların Müslüman olmasını ve ıslah olmasını istemek elbette güzel bir duygudur.  Söz konusu ettiğimiz ise temenni değil zorlamanın kerahetidir. Bu zorlamalar tarihin her devresinde mülkiyetle ve siyasal egemenlik denklemleriyle alakalı olmuştur.[53]

“…hatta lâ tekûne fitnetun…/…fitne kalmayıncaya kadar…[54] Ayetinin anlamı, mefhum-i gayesinden barış egemen oluncaya kadar, Müslümanlar müşavere, liyakat ve adalet eksenli otoriteyi kuruncaya kadar olur. O zaman kul ile Allah arasında hiçbir zorlayıcı engel kalmaz. Bu da gerçekte kul ile Allah’ın mülkü arasında insanlardan kaynaklan hiçbir engelin kalmaması anlamına gelir.

Yeryüzündeki açlık, yoksulluk, sefalet, baskı, sömürü ve savaşlar fitnedir ve nedeni, kul ile Allah’ın mülkü tabiat arasına insanların, kurumların, devletlerin koyduğu engellerin girmesidir. Hepsinin maslahat için koyulduğu iddia edilir. Oysa söz konusu sorunların esas kaynağı bunlardır.[55] Kamuya engeller koymadan imkânları birileriyle üleşemezsiniz. Bunlar yeryüzünde fitnenin esas sebepleridir. Bu engeller tamamen kaldırılmadan, özgürlük, adalet, eşitlik, hukuk, ed Din ve ahlak yaşanıyor var sayılamaz. Bunlara rağmen var sayılıyorsa bu değerler egemenler tarafından insanları evcilleştirilmek için düşük maliyetli afyonlar olarak yutturulmuştur.  “… felâ ‘udvâne illâ ‘alâ-zzâlimîn…/… Düşmanlık ancak zalimlere karşıdır. [56] Ayet-i Kerimesiyle “fitne kalmayıncaya kadar” ifadesinin sınırları çizilmiştir. Müslüman ya da kâfir ayırdı yoktur.

Sorunlardan biri de helâkin hangi şartlarda kendiliğinden harekete geçtiğidir.[57] Bu fitne’nin yaygınlaşmasıyla fesad’ın (çürüme, bozulma, tahribat, yozlaşma, fücur, fahşa) artmasıyladır. Bunların da mülk’ün belli ellerde temerküzü ile doğrudan alakalı olduğunu görüyoruz. “ Bir de yurtlarında refahtan şımarıp azıtarak, insanlara gösteriş yaparak Allah’ın yolundan/mülkünden alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatandır.”

[58]

Fitneye, altın cevherinin, taş toprak ve diğer şeylerden ayrılıncaya kadar ateşte eritilmesi,[59] açısından bakıldığında Kur’an terminolojisindeki tüm anlamlar gerçek veya mecaz olarak çok rahat anlaşılmaktadır. Kaldı ki lügat anlamları bile kavramın geçtiği ayetler için tevil ve tefsire ihtiyaç bırakmamaktadır.

Fitne; Bir şeyin kalbe hoş gelmesiyle şaşmak, buna ilk örnek, ebedileşme düşüncesinin Âdem ve Havva’ya hoş gelmesiyle yasak mülk’ü çiğnemeleridir.  “ din’inden veya düşüncesinden döndürmek için işkence yapmak, saptırmak, azdırmak, sınamak, yakmak, eziyet etmek, savaş çıkması” [60] dini, ekonomik veya siyasi sebeplerle soykırım veya asimilasyon. Yasalarla Allah’ın- kamunun nimetlerinden insanların bir bölümünü mahrum ederek bir şeye zorlamaktır.

Altın- gümüş, şeytan, kuyumcu/el fettan dirhem-dinar/ el fettanan, vesvese / fitnetü-s Suduri[61] Şeytanın mülk, altın ve parayla ilişkisi, saptırıcı etkisini anlamak açısından belki de en çarpıcı anlamlarıdır. Şeytanın ateş, altın-gümüş ve parayla alâkası yalnız epistemolojik değil ontolojiktir de. Fitne, fesat ve helâk’ın fasit döngüsünde el Fettan/şeytan ve ayartma aracı mülk göz ardı edilerek ıslah ve imar için yeryüzünde Allah’ın halifeliği konusu anlaşılamaz. Çünkü Şeytanın istediği tam da bu belirsizliktir. Bu farkındalık olmadan ıslah’a yönelik kurulacak düzenler de fitneye ve fesad’a hizmet edecek ve nihayetinde dünya ve ahirette helak ve azabı getirecektir.

Fitne’nin; ”Büyülemek, cezbetmek, aklını başından almak, ayartmak, aklını çelmek, baştan çıkarmak, olumsuz etkilemek, alı koymak, doğrudan, hakikatten uzaklaştırmak, ayırmak, vazgeçirmek, tutulmak, aldatmak, karışıklık, kargaşa, bozgunculuk, azap, isyan, ayrılıkçılık”[62] anlamlarını da zikretmek gerekir.

Fitne; Kur’an cehennem, cehennem ateşi ve azap çekme anlamlarında da kullanılarak dünyadaki fitnecilerin ahiretteki alakaları doğrudan aynı kelimeyle kurulmaktadır.[63] “Pusuya ve tuzağa düşmemek için [64] İlgili ayetleri bu bakışla mükerreren tedris etmek gerkir.

Kuran-ı Kerimde söz konusu ayetleri üç başlık altında toplayabiliriz.

1-Küfrü açık olanların yollarının ve amellerinin fitnesi; Peygamberlerin getirdiği yüksek hakikatlere basit akılları ve alışa geldikleri gelenekleriyle çalıştıkları şahsi ya da sınıfsal menfaatleri nedeniyle karşı çıkarak, işkence, sürgün, tehdit ve öldürmeleri nedeniyle gelen yakıcı, yıkıcı azap, sıkıntı ve helâk [65] bireysel ve toplumsal azgınlıklar nedeniyle gelen azap,[66]

“…velfitnetu eşeddu mine-l katl…”[67] , “…velfitnetu ekberu mine-l katl…”  [68] Öldürmekten daha kötü ve büyük suç olan oluşturulmuş kaotik çatışma ortamı veya kâfirlere, örtenlere uymakla içine düşülen fasid döngü, çünkü ortaya koydukları çözümler yine aynı aklın ürünü olacaktır. “Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız sizi gerisin geriye fitneye döndürürler de büsbütün hüsrana uğrarsınız.”[69]

2-Müslümanların edimleriyle çıkan veya imanın denenmesi için olan fitneler; Allah (dünyada) habisi tayyib’den ayıracak ve (ahirette) habis olanları yığınla birbiri üstüne koyup tümünü birden cehenneme atacak; onlardır kaybedenler.”[70] “İnsanlar, sanırlar mı ki inandık demeyle sınanmadan öylece bırakılıverecekler?”[71] Ehl-i Kitabın planlı tevil ve saptırma çabaları[72] Bu iki ayet-i kemeden anlıyoruz i insanlar mutlaka imtihandan/fitne geçiriliyorlar. Kuran diliyle fitnenin sonucu olarak fesad ortaya çıkar ve o da dünyada helak ahirette ebedi azaba neden olur.  İnsanı Allah rızasından alıkoyan mallar ve evlatlar; “İnnemâ emvâlukum ve evlâdukum fitne(tun)…/… Mallarınız ve çocuklarınız fitnenizdir/imtihan…”[73] mü’minler birbirlerin velileri olmalarının gereğini yapmadıklarında yeryüzünde ortaya çıkan kötü durum[74] itidalden çıkmak,[75] Yanılarak bela ve sıkıntıya düşme[76] apaçık haktan sonra batıla teveccüh nedeniyle peygamberlere bile gelebileceği tehdidi olan helâk ve azap,[77] günahlar nedeniyle başa gelen bela ve imtihan,[78] bir imtihan vesilesi olan atiye “kâle innemâ ûtîtuhu ‘alâ ‘ilm(in)/ kazandığım güç veya servet bana bendeki ilimden dolayı verildi,” kibri ve kamu sorumluluklarından kaçmakla içine düşülen inanç karmaşası[79] başa gelen her türlü zorluk ve darlık,[80] yapıldığında Müslümanları kafir yapacak düşmanlık ve ayrılık getirerek yapanı ve yaptıranı kafir yapan sihir/gizlice etkileme[81]

3- Münafıklar’ın ve kalplerinde zaaf olanların edimleriyle kendi başlarına gelenler; “…’Bana izin ver ve beni fitneye katma…” Herkesin tabi olduğu sorumluluklardan kaçma ya da imtiyazlı olmayı isteme,[82] Bir Anadolu deyimiyle hem camiye hem kiliseye mum verme, “…onlardan diğer bir kısmını da hem sizden, hem de kendi kavimlerinden güven içinde kalmayı arzu ederler. Ama ne kadar fitneye sevk edilirlerse, baş aşağı (o fitnenin) içine atılırlar…” [83],  “ …Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih (alegorik/müphem/muğlâk) olanları mutlakmış gibi dillerine dolarlar ve uyarlar…“[84] İnsanların kafasını karıştıracak,  normal akıl sahiplerinin kesin bir sonuca ulaşamayacağı ve hatta böyle bir zorunluluklarının da olmadığı konuları, gündem saptırmak için ya da takıntıdan dolayı gündem edip, insanların genelinin maslahatları olan ve doğrudan sorumluluk gerektiren açık ve kesin konuların konuşulmasını önlemektir.

Örtenler dediler ki; «Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki ona galip gelirsiniz».” [85] Bunlar bu güne kadar mevzilerini terk etmediler ve kıymete kadar da terk etmeyecekler. Peki, Allah risalet’in mührünü vurduktan [86] sonra, kıyamete kadar nasıl gürültü yapacaklar? Elbette yazarak, konuşarak, çizerek ve zamanın tüm iletişim imkânlarını kullanarak , İslam’la İslamı örterek. Tefferruat, furuat ve ukubat konuşmaktan ed Din’in hakikatlerini konuşmaya vakit bırakmayarak. Ve sahici olmayan ayrılıklar üstünden Gulyabanilerle kavga edilerek fitnenin ve fesadın hayatiyeti korunarak.

Kuran fitnenin sonucu olarak çevre, hava su, toprak, bitki ve hayvanda olduğu gibi insanların genetiğini bozulmayı, insanların ürettiği maddi ve manevi değerler olan kültür ve gelenekteki çürümeyi, savaş ve çatışma nedeniyle insanların öldürülmesi ve sakatlanmasını da fesat kavramıyla tanımlamaktadır.

Fesad lügatlerde;  “mahvetme, bozma, kötülük, kuraklık, kıtlık, darlık, telef, kokuşma, zarar,”[87] “ iptal, çıkık, bozulma, çürüme, geçersizlik, sapma, edepsizlik, zayıf, pis, uygun olmayan, temiz olmayan, hatalı, iltihaplanma, uygulanamaz, kıtlık, kuraklık,”[88] anlamlarıyla tanımlanmaktadır.

Hadis-i Şeriflerde;  “…kalbin karışıklığı ve niyet bozukluğu[89] siyasi kargaşa ve baği, tefrika[90] mal ve makam sevgisiyle karışmış dini duygu, yaşlılık sebebiyle akıl geriliği, [91] nikah’ın zorlaşması nedeniyle fuhuş ve zinanın yaygınlaşması, [92] dağılma, kırılma, bozulma, telef ve israf [93] olumsuz duyguların ortaya çıkması [94] anlamlarında kullanılmıştır. Bu anlamları ve fazlasını Kuran ayetlerinde buluyoruz.

Kuranda; canlı cansız varlıklarda olağan/süregiden/ alışılmış kevni yasaların ihlaliyle, olağan dışı kevni yasaların devreye girmesi, bozulma çürüme ve yıkım ortaya çıkması veya ihlallere bağlı olarak çıkan kargaşa, düzenin bozulması, dağılma ve kaos [95] insanların planlamaları ve edimleri neticesi karada ve denizde bozulma ve tahrifat[96] ve bu nedenlerle insanların başına gelen sıkıntılar,[97] insanları veya insanlar arası ilişkileri ıslah ediyoruz düşüncesiyle bilmeyerek veya bilerek, başka bir zaafa bağı olarak, bilakis ifsad etme, birbirine düşürecek işler ve etkinlikler yapma, harsı/ekini-kültür ve nesli helâk etme, bozgunculuk yapma, ıslahın tersi, [98]

Ölçü ve tartıda, hakkın ve emeğin tespitinde hile ve yanlışlıklar yapıldığı, ekonomik adaletsizliğin egemen olduğu ortam[99] İnsan ilişkilerinde fıtrat doğrultusunun terki ve bu terke bağlı olarak ortaya çıkan felaketler[100] Kuran’a inanmayanların içinde bulunduğu durum ve Kur’an’dan alıkoyma[101] sihirle elde edilen düzen[102] adalet, eşitlik ve iyilik temelinde kurulmuş düzeni bozma[103] saptırıcı ve yanıltıcı işlerin sonucu bozulma[104] haktan yüz çevirme, küfür ve inkar[105] savaş ve çatışma ve yıkıcı sonuçları, yakıp yıkma[106]

Fesad’ın Kuranda anlamını daha kesinleştiren ve kuvvetlendiren eş anlamlısı/müradifi olmasına rağmen birlikte kulanıldığı “ta’su[107] kavramıdır ki, fesatlabirlikte kullanıldıkları tüm ayetlerde, Hz. Musa’nın, Hz. Şuayb’ın ve Hz. Hud’un dilinden doğrudan insan ve mülk ilişkisiyle alakalı ihtar içermektedir.  Fesadın/çürümenin nedenini mülkiyet ilişkilerindeki haksızlıklara bağlamaktadır. Arapça lügatlerde “ta’su” çok ifsad etmek, çok kıllı adam, ahmak, karamtırak sırtlan, “asi” fesatta, küfür ve kibirde ileri giden anlamlarındadır.[108]

Zalim Tağutlarda, hakka ve adalete çağıranları fesatçılıkla/bozgunculuk suçlamışlardır.[109] Hakk ve hakikat ortaya çıktığı halde batılda ısrar edilmesi,[110]Hakka ve hakkaniyete karşı sınıfsal tutum alış ve örgütlü direnişle ortaya çıkan bozulma [111] İnsanlar ile Allah’ın Mülkü arasına girerek dünyadaki rızıklarını engelleme, kısma ve insanlara yasaklama durumu, [112] iman ve salih amelin terki, takvanın karşıtı fücur[113] suret-i haktan görünerek, içlerindeki nefreti gizleyip müşriklerle işbirliğine gidip fıtri, ahlaki ve akli bağları dünyevi menfaatler gözeterek kesmektir[114]

İşte fitne, mülk, fesat, helâk ve azap ilişkisinden anladıklarımız…

İnsanların mallarını ve haklarını/ emeklerinin karşılığını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın.” [115]

——————————————

[1] Enfal 39, El Bakara 193 [2] Bakara 60, Araf 74, Hûd 85, Şuara 183, Ankebut 36

[3] Kütüb-ü Sitte, 300, 394

[4] Kütüb-ü Sitte, 5800 [5] Kütüb-ü Sitte, 1600  [6] Ftn, Müfredat, İsfehani [7] Zariat 13,

[8] Zariat 14

[9] Araf 155, İsra  60, Taha 40, Taha 85,90, Enbiya 111, Neml  47, Saffat 63, Saad 24-34,Duhan 17, Kamer 27 Mümtehine 5,Cin 17, Müddesir 31

[10] Fitne: El Mu’cem, Kadir Güneş [11] Fitne: El Mevarid, Mevlüt Sarı [12] Kütüb-ü Sitte, 65

[13] Kütüb-ü Sitte, 400

[14] Kütüb-ü Sitte, 500  [15] Kütüb-ü Sitte, 708,  4400  [16] Kütüb-ü Sitte, 900   

[17] Kütüb-ü Sitte, 1700

[18] Kütüb-ü Sitte, 1900   [19] Kütüb-ü Sitte, 4000 , 4095  

[20] Sahih-i Buhari,  2117, 600, 6400, 6469

[21] Enbiya 111, Bakara 191, Bakara 217 vb. [22] Bakara 102 [23] Tevbe 49

[24] Araf 27, Hac 53

[25] Enfal 75

[26] Tegabün 15, Ankebut 2-3, Tevbe 126, Bakara 155, Maide 71, Saffat 162, Enbiya 35,Enbiya 35

[27] Enam 53, Furkan 20, Taha 131 [28] Ankebut 10

[29] Araf 155, İsra  60, Taha 40, Taha 85,90, Enbiya 111, Neml  47, Saffat 63, Saad 24-34,Duhan 17, Kamer 27 Mümtehine 5,Cin 17, Müddesir 31

[30] Nur 63 [31] Maide 49, İsra 73  [32] İsra 75 [33] Hadid 14 

[34] Bakara 11- 12,  205, 220, Yunus 81

[35] Tevbe 48, Ahzab 14 [36] Yunus 85  [37] Yunus 78  [38] Yusuf  46  [39] Nahl 110 

[40] Taha 62

[41] Kalem 21 [42] Bakara 102, Araf 73,  [43] Zariyat 13 [44] Hac 11

[45] Bakara 11-12

[46] Enfal 39, El Bakara 193 

[47] (MS: 726 – 842) yılları arasında Bizans’ta Hıristiyanlık içinde ortaya çıkan ve bütün heykel ve resimleri put oldukları gerekçesiyle tahrif eden bir bedevi din algısı.

[48] Enbiya 93, Mü’minun 53, Rum 32  [49] Nahl 71  [50] Ali İmran 64 

[51] Enfal 39, El Bakara 193

[52] Bakara, 256, Diyanet Vakfı Meali 

[53] R. İhsan Eliaçık, Mülk Yazıları I.II, Hanginiz Muhammet, İhya Yayınları

[54] Enfal 39, El Bakara 193  [55] Bakara 11-12 

[56] Bakara 193, Elmalılı Hamdi Yazır Meali

[57]http://www.ozgundurus.com/Yazar/Hasan-Kose/Allahin-Uc-Yasasi.php 

[58] Kasa 58, Enfal 47, Müminun 64

[59] Ftn, Müfredat, İsfehani  [60] Fitne: El Mevarid, Mevlüt Sarı, 

[61] Fitne: El Mevarid, Mevlüt Sarı,

[62] Fitne: El Mu’cem, Kadir Güneş [63] Enfal 37, Zariat 14  [64] Nisa 101 

[65] Maide 21 ve  71

[66] Enbiya 111, ve helâk edilen bütün kavimler’in helak sebepleri.  [67] Bakara 191 

[68] Bakara 217

[69] Ali İmran 149  [70] Enfal 37  [71] Ankebut 2  [72] Maide 41 

[73] Enfal 28, Tagabun 15

[74] Enfal 73  [75] Fsd, Müfredat, İsfahani  [76] İsra 73  [77] İsra 75   [78] Nur 63 

[79] Zümer 49, Kalem 19…vb.

[80] Hac 11 [81] Bakara 102 [82] Tevbe 49…vb. [83] Nisa 91 [84] Ali İmran 7 [85] Fusilet 26

[86] Maide 3

[87] Fesad: El Mevarid, Mevlüt Sarı, [88] Fesad: El Mu’cem, Kadir Güneş 

[89] Kütüb-ü Sitte, 900

[90] Kütüb-ü Sitte, 1000, 1700  [91] Kütüb-ü Sitte, 1600

[92] Kütüb-ü Sitte, 5600, 4700, Sahih-i Buhari, 1795

[93] Kütüb-ü Sitte, 6600, 6662  [94] Kütüb-ü Sitte, 7000 

[95] Mümin 71, Enbiya 22, Bakara 60,Enbiya 22, Mü’min 71

[96] Araf 56-74, 85  [97] Rum 41,Bakara 60

[98] Bakara, 11-12, 127, 205, 220, 251,Yusuf 73, Şuara 152, Araf 142

[99] Hûd 85, Şuara 183  [100] Rad 25, Ankebut 30 [101] Yunus 40, Nahl 88  [102] Yunus 81 

[103] Araf 74, 85

[104] Yunus 81, Araf 86, İsra 4  [105] Ali İmran 63, Araf 103, Yunus 81 

[106] Bakara 64, Kehf  94, Neml 34

[107] Bakara 60, Araf 74, Hûd 85, Şuara 183, Ankebut 36  [108] El Mevarid, Mevlüt Sarı 

[109] Araf 127

[110] Neml 14  [111] Neml 48,Kasas 4  [112] Kasas 77  [113] Sâd 28  [114] Muhammed 22  [115] Şuara 183

YORUM GÖNDER

Please enter your comment!
Please enter your name here