Kur’an’ın Hangi Ayetleri Artık Geçersiz!

“Allah, size (kıyamete kadar her müşkülünüzü çözecek) âyetlerini gösteriyor. Allah’ın âyetlerinden hangisini(n)(kıyametten önce geçersiz olacağını söyleyerek) inkâr edersiniz? Mü’min 81”

Yirmisekiz Şubat, Türkiye’nin üstünden geçmeden birisi İslam’ın hükümlerinden bazıları için “Eskide kaldı zamanın şartları değişti …”  dese kıyamet kopardı.  Hemen Kur’an’dan;  “ …yoksa Allah’ın hükümlerinden bazılarına iman ediyorsunuz da bazılarını inkâr mı ediyorsunuz… Bakara 85” ayeti kerimesi okunur, muhatabın durumuna göre,  iman – küfür meseleleri, tedricilik ve hükümlerin tatbiki, nasih- mensuh, akıl- vahiy ilişkisi, genelin tahsisi, özelin teşmili umum-has, asıl-fer veya tabudî – taakkulî meseleler tartışılmaya başlanırdı. Muhatap nedamet getirmediği sürece de asla Müslümanlığına şahitlik edilmezdi.

Bu gün anlaşılmıştır ki bu tartışmaların muarızları, sırf zihin jimnastiği olsun diye münazara yapıyorlarmış. Bu gün mazlum ve mustaz’afların/zaafa uğratılmışların İslam kaynaklı ümitlerini kırmak için aynı safta mücadele ediyorlar. İslam kaynaklı ekonomik, sosyal ve siyasal adaletin günümüz İslam toplumlarında tecellisinin önündeki en büyük engelin yine Müslümanlar olduğu anlaşılmıştır. En azından benim bundan kuşkum kalmadı.

İslamcılardan mülkle arasını düzeltmişlere, Kuran’ın insan ve mülkle alakalı hükümleri ve Hz. Peygamberin(S) uygulamalarından söz edildiğinde, Müşriklerin Hz. Peygambere(S)  dediği  “bu eskilerin masallarıdır” ifadeleri ile aynı mealde ifadeler sarf ediyorlar.  Mevzuları derinlemesine tartışmaktan kaçınıyor ve küçümseyici bir tavır takınıyorlar. Sol, Marksizm, sosyalizm, komünizm kavram ve olguları çevresinde gargara yapıyor ve gürültü koparıyorlar. Bireysel olarak elde ettikleri, ekonomik, sosyal ve siyasal konumları koruma dürtüsü hakikatin hatırına galebe çalıyor.

Mülk ve makamlarla kirlenerek fıtratı örtülmemiş gençler ise konuyu fevkalade bir vukufiyetle anlıyor ve icabet ediyor. Tabi cemaat taassubu ile aklını kiraya vermiş olanlar için biraz zaman gerekiyor. Zaten bu, tarihte de hep böyle oldu.

“kölenize/ hizmetçi-işçi-memur yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin” hadis-i şerifini “…elinizin altındakileri/çalıştırdıklarınızı rızıkta kendinize eşitleyecek şekilde ücretlendirin… Nahl 71” ayet-i celilesinin mana-i mefhumu ile açıkladığınızda, “…İşçisinden tam yararlandığı halde ona hakkını tam ödemeyenin düşmanı bizzat Aziz ve Muntakim Allahtır” hadis-i kutsisinin tehdidinden kurtulabilmek için, işçinizin hakkının ne kadar olduğunu nasıl tespit ediyorsunuz? Diye sorulduğunda; “piyasaya göre”, “piyasadan iyi” ya da “rıza! ve anlaşmaya” göre diyorlar.

Kur’ana göre, sünnete göre, İslam hukukuna göre, İslamî geleneğe göre, adalete göre veya müsavat esasına göre, evrensel vicdan ölçütlerine göre, kamuya açık bir pazarlığa göre gibi esaslardan hiç birini andıklarını göremiyoruz. Bu durum Müslüman zihnin fiilen ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda artık İslam’ın geçerliliği kalmadığına inandığının en önemli göstergesidir.  Müslüman zihnin serbest pazar ve serbest piyasa ekonomisinden artık Kapitalizmin anladığı kâmilen ortadadır. Müslümanlar Hz. Peygamberin Medine pazarıyla borsa ve tefeci düzenini denk görmekte, aynı prensiplerle işlediğine inanmaktadır. Daha da ötesi hiçbir sorgulamayı kabul etmemektedir. Laikçi pozitivistlerin “din vicdanlarda kalmalı” tezlerine birkaç sembolik ve romantik konu hariç, ictimai tüm alanlarda teslim olmuşlardır. Oysa kapitalizm, İslam açısından, İslam öncesi Arap Cahiliyesinin, Ukaz Pazarının biraz daha karmaşık/sofistike halidir. Yani kapitalizm, İslam açısından tam bir geriye, cahiliyeye dönüştür. İrticadır.

Artık Müslümanlar, Müslümanların ülkesi ile Müslümanların yaşadığı ülke, Müslüman bir kral ile Müslümanların kralı arasındaki farkı aramamaktadırlar. Kafasına kurşun sıksanız Yahudi ya da Hıristiyan yapamayacağınız insanlar. Tevrat ve İncil’in de lanetlediği kapitalizme teslim olmuşlardır. Oysa Yahudilik de, Hıristiyanlık da, İslam’a kapitalizm’in azgın/Tuğyan düzeninden daha yakındır.  Müslümanların bu günün egemen dini kapitalizmle hesaplaşmadan İslam’ın yüksek ideallerine doğru bir çaba içinde olduklarını iddia ediyor olmaları ay ışığına türkü söylemekten ibarettir. Bu hesaplaşmanın da tedrisatı Prothon ve Marks gibi teorisyenlerin içeriden analizlerini anlamakla, sosyalist ve sol tecrübeleri bilmekle başlar. Kapitalizm’in en yaygın ve güçlü din, paranın/mamon tanrı olduğu bu zamanda “…gayri-l mağdubi aleyhim veladdallin/gazaba uğrayan ve dalalete düşenlerin yoluna değil Fatiha 7” ayetinin anlamı; “Yahudilik ve Hıristiyanlık yoluna değil”den ziyade, “kapitalist yola değil” şeklinde anlaşılır. Böyle anlamak diğer anlamları zemmetmez. Fakat bu anlama itiraz etmek, kuranın evrenselliğine itiraz etmek anlamına gelir.

Ticarete emeğiyle katıldığında -mudarebe/emek sermaye ortaklığı- kârın yarısını alan, kendisi arazi sahibi olduğunda üretim ortağı/muzara Yahudilere kârın yarısını veren, emeğe kârın yarısından azını veren Müslümanlara kızıp, akdi fesh ettiren, yanındaki kölesine/işçi her zaman yediğinden yediren ve giydiğinden giydiren Peygamberden(ona selam olsun) söz ettiğinizde. “Bunlar tarım toplumunun uygulamalarıdır, bu çağda(!) uygulanamaz” diyerek Kur’anî hakikatlerden, Nebevi irfandan tenzilat yoluyla bonus çıkarma yoluna gidiyorlar. Açıkça görülüyor ki, artık kaba inkârın yerini “tevil” ve gargara “sözü eğip bükme” almış durumdadır.

Söz konusu alanda naslar zamanın sorunlarını çözmüyorsa -ki çözüyor-, kıyas imkânı da yoksa -ki var-.  O zaman, makasidü-ş Şeria’ya (Şatıbî) ulaşılmaya çalışılır. Allah ve Resulünün genel ve özel olarak konuyla alâkalı tüm emir ve yasakları göz önüne alınarak alî/üst ve garip/yakın prensipleri tespit edilir. (M.T. AŞUR, Gaye Problemi, İz Yayıncılık ) Naslar ve makasid gözetimeksizin tevil yoluna gitmek, paradigmayı/dinin anlam bütünlüğünü bozar, bireyde nefsi ilahlaştırma, ilim ehlinde dalalet/sapma olur. Tevil; birey hukukunu ihlâl etmeksizin kamu lehine ise ıslah, kamu aleyhine bazıları lehine ise ifsat ve fitne olur. “…fitne katil’den eşettir…”

Sorunlar; her çağda az sayıda azgının/tagut ve mütrefin kamu kaynaklarını ele geçirmesi, Allah’ın mülkü ile insanların arasına engeller koyması nedeniyle olmuştur. Bu günde böyledir. Dolayısıyla vahye mazlumların, mağdurların ve mustazafların lehine bir yorumla baktığımızda naslar tevile ve tefsire gerek kalmaksızın tarih’i Nebevi müdahalenin başlangıç noktasına sıfırlıyor. O andan sonra yaşam vahyi yavaş yavaş açarak öğretiyor. Muttakilerin kalbine furkan iniyor. Tapınaklara karşı sokaklarda çarmıh ve İsa, çöl ve Musa, tufan ve Nuh anlam kazanıyor.

Vahyin anlamını kitaptan öğrenenlerle hayattan öğrenenlerin ayrı düştüğü nokta tam burasıdır.

Eyvah ki eyvah…

Ebedi ayrılık tam burasıdır.

Ebedi ayrılık tam bu gündür

YORUM GÖNDER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz