“ALAMANCI”

0

“ALAMANCI”       Almanya’da Yabancı, “Auslaender”Türkiye’de “Almancı” diye bilinen ve sayısı üç milyonu aşmış bulunan, başlangıç yıllarında Anadolu’nun kırsal kesiminden kalkıp öncelikle Almanya’ya, daha sonraları Fransa, Hollanda, Belçika gibi diğer Avrupa ülkelerine gurbete giden insanlarımızın hayat hikâyeleri, bugüne kadar bir çok dergi ve gazeteye, dizi ve sinema filmine konu oldu.      1945 yılında sona eren 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa ülkeleri, hızlı bir kalkınma sürecine girdiler. İşgücü ihtiyaçlarını, daha ucuz olan yabancı işçi çalıştırarak karşılama yoluna gittiler.     

Almanya çığ gibi büyüyen işçi açığını gidermek için 1955 yılından itibaren İtalya, Yunanistan ve Portekiz gibi Akdeniz ülkelerinden işçi almaya başladı. 1961’de de Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Devleti arasında “Türk Alman İşgücü Anlaşması” imzalandı. ilk kafile 24 Haziranda yola çıktı.

 İstanbul’dan törenlerle uğurlandılar; üç günlük tren yolculuğundan sonra Almanya’da törenlerle karşılandılar.                                                                      

Böylece bir büyük resmi göç, uzun bir serüven başlamış oldu..Tabi her isteyen gidemiyordu; bir dizi ön eleme yapılıyor; ağızlardaki diş çürüklerine kadar varan bir sağlık kontrolü sonrasında kabul edilenler gidebiliyordu.      

Almanya, bu iş için İstanbul’un Tophane semtinde bir irtibat bürosu kurdu. Almanya’ya gelmek isteyen insanlar bu büroya müracaatta bulunuyor, sonraları diğer illerde de İş ve İşçi Bulma Kurumu aracılığı ile başvurular yapılıyor; ardından memleketlerine, köylerine geri dönüp, bürodan gelecek “Almanya kâğıdını” bekliyorlardı. Mektubu alan İrtibat Bürosu’na koşuyor, bir dizi sağlık muayenesi ve diğer incelemelerden sonra Almanya’ya gidiş çilesi başlıyordu.      Aralarında o güne kadar hiç doktora gitmemiş kişilerin de bulunduğu işçi adayları, Alman doktorlar tarafından sıkı bir sağlık kontrolünden geçiriliyor; dişlerine kadar kontrol ediliyorlardı. Sağlık muayenesini geçenler, köylerine gidip, tahta bavullarını hazırlıyor; vedalaşarak sadece ve sadece bir iki yıllığına, bir kaç kuruş biriktirdikten sonra geri dönme düşüncesiyle uzun bir yolculuğa başlıyorlardı.     

İstanbul’un Sirkeci Garı, ayrılış günü geldiğinde ana baba günü oluyordu. Kiminin uğurlayanı vardı kiminin yoktu. Kara trene binildiğinde içleri bir hüzün sarıyordu. Yaklaşık 3 gün süren yolculuktan sonra Münih Garı‘nda yeni bir hayata başlanıyor, gelen işçiler önce törenlerle karşılanıyor, sonra gardaki camsız odalarda insanlar, gidecekleri kentlere göre ayrılıyor; ellerine tren biletleri ve yol azıkları olan kumanyalar veriliyordu.                                   

Gittikleri kentlerde çalışacakları firmalarda Türk tercümanlar ve firma yetkilileri tarafından karşılanan işçiler önce, Hayım “Heim” adı verilen kalacakları yurtlara yerleştiriliyordu. Bunların çoğu, 2, 4, 6 kişinin kalabileceği odalar, müşterek tuvalet banyo ve mutfağı olan barakalar, yani bekârların kaldığı yurtlardı.       Türk işçiler, kazandıkları paranın büyük bölümünü biriktirmek için her türlü zorluğa katlanıyorlardı. Kazançlarını, memleketlerine dönünce hoyratça harcayanlar, savurgan ve gösterişe dönük tüketimler içine girenler de olmakla birlikte, işçilerin büyük bir çoğunluğu neredeyse yemiyor, içmiyor, sadece para biriktirip bir müddet sonra ülkelerine dönüp tasarruflarını, ev alarak küçük bir dükkân açarak değerlendirmeyi düşünüyorlardı. Bu kısıtlamalar, sonunda kendi sağlıklarına mal olsa da…       

Almanya’daki ilk yıllar gurbetçi Türkler açısından hiç de kolay olmadı. İlk neslin hikâyesi üzüntü ve dram yüklüdür.  “İki arada bir derede kalmak”deyimi, Almancı gurbetçilerimizin durumunu çok iyi özetlemektedir. Özellikle Avrupa’daki üçüncü nesil, daha çok Avrupa kültürü içinde kaldığından Türkiye’de ciddi uyum problemi yaşamaktadırlar. Avrupa’da ise kendilerini güvende hissedemedikleri için tedirgin olarak yaşamaktadırlar. 

Son yıllarda pastanın küçülmesiyle ve işsizliğin artmasıyla Avrupa ülkelerinde başlayan yabancı düşmanlığı nedeniyle bu mutsuzluk yerini korku ve endişeye bırakmıştır. İşte bu noktada döviz kapısı olarak görülen bu insanlarımızın sorunlarına özel bir proje ile çözüm aramak gereğini vurgulamak istiyor, saygı ve sevgiler sunuyorum.

YORUM GÖNDER

Please enter your comment!
Please enter your name here