Kore’den diri, Fransa’dan ölü geldi.

0

Kore’den diri, Fransa’dan ölü geldiGeyikli beldesi, neredeyse Türkiye’nin var olduğu her yerde var oldu. Türkiye’nin var olduğu Kore savaşında da Geyikli vardı. Efendû Hasan Diner amca, Köralû Hacı Muhammed Gören amca ile vardı. Hasan Diner amca Kore’den diri geldi. Ama, gittiği Fransa gurbetinde Kader-i İlâhî farklı tecellî etti. Bir iş kazası sonucu Geyikli’ye rûh bedeni terk etmiş olarak dönebildi.

2003 yılıydı. Gazetecilik mesleğimi icra ettiğim grubun çıkardığı İcmal dergisinin Eylül/Ekim 2003 tarih ve 199. sayısında Geyikli beldesi ve Sisdağı’nı konu edinen tam 10 sahifelik, bol fotoğraflı bir inceleme-araştırma yazısının altına imza atmıştım. Yazının başlığını da “Topraktan vatana bir mikro Türkiye” şeklinde koyma ihtiyacı hissetmiştim. Bununla beldemiz Geyikli topraklarının sıradan bir yer, sıradan bir toprak olmadığını, topraklıktan vatanlığa terfi etmişlikten nasibini almış bulunduğunun altını kalın çizgilerle çizdikten sonra ülkemiz Türkiye’nin küçük bir prototipi olduğuna dikkat çekmek, Türkiye’nin ülke olarak sahip olduğu her şeye birkaç istisna dışında belde olarak Geyikli’nin de sahip olduğuna işaret etmek istemiştim. Gerçekten de ülke olarak Türkiye’de ne varsa Geyikli’de de vardı ve adeta Geyikli, Türkiye’nin küçültülmüş bir modeli olarak orta yerde duruyor, bana da bu tespiti tarihe kazımak düşüyordu.Tam bir mikro TürkiyeGeyikli sadece Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Milletvekili, Genelkurmay Başkanı gibi çok üst düzey görevlerde bulunan insan çıkaramamıştı. Ama Geyikli, başbakan görmüş, bakan görmüş, milletvekili görmüş, büyükşehir belediye başkanları görmüştü. Geyikli üst düzey bürokrat çıkarmıştı. Geyikli subay-astsubay çıkarmıştı. Geyikli doktor, hakim, mühendis, komiser, polis, sanatçı, belediye başkanı, sarı basın kartlı gazeteci-televizyoncu, bilgisayarcı, tüccar, sayılabilecek daha nice meslek erbabı çıkarmıştı. Gurbet ve Alamancı rüzgârı da bu beldeye oldukça uğramıştı. “Burası Yemen’dir/ Çayır çimendir/ Giden gelmiyor acep nedendir?” türküsünde de payı vardı Geyiklilinin; “ya istiklâl ya ölüm”de ifadesini bulan varlık-yokluk savaşında da… 1699 Karlofça anlaşmasından beri sürekli geri adım attığımız tarihimizin bu sayfasında ilk ileri adımı özelliği taşıyan Kıbrıs Barış Harekâtında da vardı. Bu ileri adımdan 20 yıl önce ülkemize ne kazandırdığı hususu çokça tartışılan Kore savaşında da vardı Geyiklili. İşte o iki Geyikliliden biri de Hasan Diner’di. Efendû Hasan amcaydı.

Geyikli’ye uğrayan Kore rüzgârıHasan Diner amcayı, Konakyanı’nda kendisine çokça rastladığımda gördüğüm gülümseyen yüzü, akraba olmanın getirdiği müşfik tavırlarıyla, “annene-babana selam söyle” sözleriyle hatırlıyorum. Yine hatırladığım kadarıyla Hasan amca, dereyolda bulunan Geyikli Sağlık Ocağı’nda sıhhiye olarak çalışıyordu. Genellikle iş dönüşünde Konakyanı yolunu tercih eder ve biz de sığır otlatmaktan dönerken biraz daha oyalandığımız burada kendisine rastlardık. Sonra Avrupa’ya, Fransa’ya gurbete gittiğini ve bir de gurbetten cenazesinin geldiğini duyduk. Aradan takriben 30 yıl geçtikten sonra, 2006 yılında, duyduklarımızdan biri de yeri-zamanı geldiğinde çok konuşulması-hâlâ tartışılması bir yana, Müslüman Türk’ün cengâverliğini, mertliğini bir kez daha dünyaya duyurduğu Kore savaşına sonradan intikal eden Türk askerleri arasında Hasan Diner adının da yer almasıydı… Gideni-geleni-gelmeyeni ile Kore’de Müslüman Türk’ün adını dosta-düşmana duyuran Türk askerleri arasında yer alan bu isimsiz kahramanın geride bıraktığı nesline, Kore gazisi hatırası olarak bir madalya, bir flama, birliğini temsil eden bir bayrak, siyah-beyaz resimler ve saf-arı-duru bir Anadolu çocuğunun kaleminden çıktığı her halinden belli cümleleri ihtiva eden 50 yıllık bir not defteri bırakmış olmasıydı.

Yolun başında bile anavatan özlemi“İzmir’den Kore’ye yolculuğumuz” notuyla başlayan, daha sefer başlar başlamaz, daha yolculuğun başında bile “anavatan”a duyulan özlemin, vatanlaşmış bu topraklara duyulan hasretin işaretlerinin görüldüğü bu defterde özetle bakınız neler vardı: 

“10 Haziran 956 günü İzmir’den saat ikide vapura bindik. Anavatanımızdan binlerce kilometre uzaklarda bulunan Kore hükümetinin istikbali için anavatanımızdan ayrıldık. 12 Haziran günü Portsait şehrine geldik. 4 saat Portsait şehrinde kaldık… 25 Haziran günü Singapur şehrine vardık. Şehire baktığımız zaman İstanbul ve Adalar’ı bize hatırlatıyordu. Çok güzel bir şehirdi. İnsan görünce hayret ediyordu. 28 Haziran günü Siyam hükümetinin Bangkkok şehrine geldik… Bangkok’tan Siyam Hükümetinin 200 kişilik bir bölük asker aldık. 5 Temmuz günü Hinçon limanına saat 09.30’da geldik, saat 11’de vapurdan inmeye başladık. Nayet karaya 25. gün üzerinde çıkdık. 6. kafilenin merasim bölüğü bizi karşıladılar.” 

“Saat 12’de trene bindik. İki saat sonra Sevul (Seul-Şimdi Güney Kore’nin başkenti) denen şehri yeni geçerek Musanni istasyonundan trenden indik. 6. kafilenin cemseleri gelmiş. O cemselere binerek bataryamıza 5 Temmuz günü saat 05.30’da intikal ettik. 17 Temmuz Kurban Bayramını yaptık. 30 Ağustos günü Ağustos bayramını tugayda yaptık.”
“5 Eylül günü bir dehşetti. Bir fırtına oldu. Benim çadır yırtılarak başımıza düştü.” 

14.9. (1956) günü Kansas bölgesinde ilk yürüyüşe gittik. 28.9.1956 günü kademe atışına gitdik… 29 Ekim’de Cumhuriyet Bayramını top taburunda yaptık… 12 Kasım günlerinde şiddetli bir karışma ihtimali vardı. ( Hasan Diner amca buralarda hep belli tarihlerde atışa gittiklerini yazıyor.)”
Sürekli gece eğitimi“21 Aralık’ta Seul’e izine gittim…… 10 Ocak’ta 57 nolu mevziye 1. Bt ve Kh. Bl. Beraber atışa gidecektik. Kar yağdı. Geri kaldık. 15 Ocak’da Birleşmiş Devletlerle Kominislerin arasında anlaşamamazlık dolayısı ile bu Kore muhitinde bulunan silahlı kuvvetler ayağa kalkmış vaziyette idi…”
“5 Martta alarm vurdu. Bulunmuş olduğumuz mevziden 40 kilometre geri çekildik. Çekildiğimiz bölgede böyük bir dağın eteğinden 6 saat dolaşdık. Muhabere ekibi, ve gözetleme ekibi, irtibat ekibi, bu üç ekip 6 saat ciplerle dolaşdık. Topçularımız da nereye gidecekleri için gözetleme ekibinden emir bekliyorlardı. 6 saat dolaştık. 

Topçu bataryalarının nereye mevzileneceği hakkında kati olarak bir emir alamadık. Nayet (nihayet) akşam üstü oldu. Tugayımızın 10 kilometre kadar ilerisinde tabur kumandanımızın cipi iki yol kavşağında durdu. Arka arkaya bizim ciplerimiz de durdu. Bütün bizim piyade taburlarımız da bütün tezzatları (teçhizatları) ile sağ tarafa ayrılıp giden patika yol istikametinde yürümekte idiler. Sonra tabur kumandanımız tabur eğitim subayı ile beraber Amerikan 23. tümen topçu kumandanlığına gittiler. Sebebi şudur: ‘Bugün öğleden beri perişan vaziyetteyiz. Taburumuzun ana mevziden geri çekilmesi için emir aldık. Lakin nereye mevzileneceğimiz için hiçbir taraftan emir alamadık. Nayet (nihayet) sizlere başvurmayı uygun gördük.’ Tabur kumandanımız 2 saat sonra aynı yere geldi. Şu emri almış: ‘Tugayımıza giden yolun solunda piyade atış bölgesi topçuların atış mevziidir’, dedi. Hemen derhal bataryalara bir cip gönderdi. Bataryalarımız gece saat sekizde yeni mevziye intikal etti.. O gece mevzide kaldık. Yarın saat sekizde gözetleme ekipleri piyade taburlarına gittik. O gün akşam geri bataryamıza döndük… 

Akşam yemeğinde toplandık… Bir kaşık yemek yemeden ben sancılandım. Arkadaşlar nöbetçi subayına haber vermişler. Beni hemen cipe atarak sıhhiye takımına götürdüler. Bana orda ilaç içirdiler. Orda 3-4 saat kadar kaldım. Tekrar geri bataryaya getirdiler. O alarmda 3 gün arazide kaldık. 3 gün sonra geri bataryamıza intikal ettik…”

“10 ve 11 Mart’ta 6. ve 51. mevziye taburca 18.nci atışa gitdik ve bir gece arazide kaldık. 21. ve 22. Mart’ta 24. ve 53. No mevziye taburca 19.ncu atışa gittik. O gece arazide kaldık. 28 ve 29 Mart’ta 57 ve 24 no mevziye 20.nci atışa gittik. Bir gece arazide kaldık. 2 ve 3 Nisan’da 51 ve 24 no mevziye taburca 21.nci atışa gittik. Bir gece arazide kaldık.” 

(Geyikli beldesinden Kore’ye giden diğer askerimiz
Hacı Muhammet Gören de, kendisi ile görüşmemizde Kore’de asker iken sürekli gece eğitimine gittiklerinin altını çiziyordu.) 

Yolun sonunda da aynı özlem

Yaptıklarını kayda geçirdiği not defterinde Hasan Diner amca dönüş yolculuğu hakkında da, “anavatan”a özlemin, hasretin varlığının yine görüldüğüne tanık olduğumuz haliyle şunları dikte etmişti:

“20 Temmuz günü saat 12’de Hincan limanından General Ettinge gemisine bindik. Aynı gün saat 02’de gemi hareket etti. 27 Temmuz 1957 günü Tayland limanından Tayland askerleri saat 11’de indiler. Gemimiz orda iki saat kaldı. 29 Temmuz 957 günü Malaka boğazı denen yere geldik. Malaka’da Singapur denen bir şehir var amma hakiki şehirdir. Boğazın iki tarafı şehirdir. Yani insana İstanbul’u ve Adalar’ı hatırlatıyor. Bu şehri gemi tam 50 dakkada çıkabildi. 2 Ağustos 957 günü gemimiz saat 12’de Seylan adasının Kolubbo şehrine vardı. Tam rıhtıma yattı. Gemi orda 14 saat kaldı. Subaylar şehire izine gittiler. Ben bizim yüzbaşıya para verdim. Bana bir kat elbiselik kumaş getirdi. 

Bu şehir çok güzel bir şehirdi. Yalnız insanları vahşilere benziyor. Gemi orda ikmal yaptı… Kolombo’dan Aden’e 5 gün 6 gecede geldik. Umman denizinde vapur dalganın önünde bir çamaşır teknesi kadar kalmıyor… Aden körfezine girince dalga kesildi. Yani yeniden dünyaya gelmiş gibi olduk. Aden boğazından Kızıldeniz’e girince dehşetli sıcak başladı… 12 Ağustos günü gemi saat 11’de Söveyiş (Süveyş) kanalına girdi… Ana vatanımıza sınır olan yeşil Akdeniz’e beri vatan hasretliği ve sevinç ile yurdumuza doğru ilerliyorduk. Akdeniz’in mübarek suyu geminin önünde yarılıp gemimize ve bize yol veriyordu. Anadolumuzun mis kokulu havası ile ciğerlerimize tenefüs etdiriyordu heybetli Akdeniz. (13 Ağustos 957) 14 Ağustos 957’de Akdeniz’i bitirerek Ege denizine inpak (intibak) ettik.”Deftere düşülmüş bir notHasan Diner amcanın bu 50 yıllık not defterine bir asker arkadaşı da not düşmüş, duygularını şöyle dile getirmişti: “Günlerden beri hasretini çekerken 25 Ağustos 1957 günü anavatana ayak basma sevgine ben de candan iştirak eder işlerinde başarılar ve can sağlığı dilerim. Hatıra diyemem, belki unutursun bu yazım sizde bulunsun. Selamlarımla. 30 Ağustos 1957 Cuma, sizleri unutmıyan talihsiz kardeşiniz Zikri Özkılıç.”
Gurbetten diri gelemedi
Geyikli beldesinin tam bir mikro Türkiye, tam bir Türkiye prototipi olduğunu, yani Türkiye nerede var ise Geyiklilinin de orada var olduğunu gösteren işaret taşlarından biri sayılabilecek Kore savaşı gerçeğinin içindeki isimlerden birisi olan Hasan Diner amca konusunda edindiğimiz bilgiler çerçevesinde aktarabileceklerimiz bunlar olup sözlerimizi hayattaki kızkardeşi İfaget Diner’in ağabey özlemiyle derin bir “ahh!” çekerek söylediği şu sözlerle bitirelim: “Hasan, buradan iki kere gitti. Bir kere gitti, geldi. İkinci gidişinde gelemedi. Kore’den dirisi geldi. Ama Fransa’dan ölüsü geldi.” 
Yayın tarihi: 23.11.2006

Bu defter sayfası da Hasan Diner amcanın Kore’de görev yaptığı bölük mevcudunun isim isim listesini gösteriyor.

Geyikli’nin Türkiye’nin 
var olduğu hemen her yerde var olduğunun önemli kanıtlarından biri olan Hasan Diner amcadan geriye kalanlardan biri de Kore Savaşında 
Müslüman Türk’ün 
adını dünyaya 
duyuran Türk tugayının adını taşıyan 
bu bayraktı.

Hasan Diner amcanın oğlu, 
medical-sağlık sektöründe başarılı işadamı Zafer Diner, Kore gazisi babasının adını yaşatmak için oğlunun adını Hasan Mert koyduğu gibi,
BM imzalı madalyası, bölük flaması, 
bölük mevcudunu isim isim gösteren bir sayfa,
50 yıllık not defteri, 
siyah-beyaz fotoğraflardan oluşan baba emanetlerinden evinde bir köşe de oluşturmuş.

Hazırlayan:
Kamil BAYRAKTAR / Gazeteci Yazar

YORUM GÖNDER

Please enter your comment!
Please enter your name here