Bu Yaylalarda Neler Oluyor?

0

RÖPORTAJ: Bülent ŞİRİN / Şalpazarı Haber

Araştırmacı Yazar, Hasan Köse yazarımız Bülent Şirin ile yaptığı söyleşide yaylalarımız konusunu’da birçok bilinmeyenleri anlattı.

-Hocam, bu yaylalarda neler oluyor, mesele nedir? Sadece bizim oralara mı özgü bir sorun? Tarihi ve sosyal gelişim sürecimizle alakası var mı?

Hayır, Başta Toroslar, Bolu, Adapazarı ve Doğu Karadeniz olmak üzere Türkiye genelinin sorunudur. Yayla evleri ve yerleşimleri hakkında, orman, mera ya da hazine arazisi işgali gerekçesiyle binlerce vatandaş üzerinde yürütülen davalar ve kesilmiş cezalar vardır. İlgili bir Bakan, devam eden 12 bin civarında yayla davası olduğunu açıklamıştı. Bu davalar devam ederken, çözümsüzlük çözüm haline geldi. Türkiye geneline ait bir sorun olmakla beraber kadastro geçen yerlerde konu köyler arası olmaktan çıkmış sayfiye amaçlı yapılaşma sorunu halinde devam etmektedir.

Ezelinde orman arazisi olduğu halde, bugün fiilen orman vasfını kaybetmiş olan yerler olduğu gibi Karadeniz köylerinde ezelinde orman olmadığı halde son 30-40 yıl içinde kızılağaç istilası yoluyla bugün orman haline gelmiş yerler tapu- kadastro tarafından köylülerin zilyetliğinden alınıp orman arazisi olarak tescil edilmiştir. Buralar fiilen özel ormandır. Yasal olarak da öyle olabilmesi için 2B yasasını beklenmektedir. Vatandaş buraların çalı-çırpısını temizlemiş ve ıslah etmiş ve yıllardır da korumuştur.

Karadeniz de hayvancılık aile ekonomisine yönelik bir faaliyettir. 3-5 sığır, belki 5-10 koyun vardır. Bunların beslenmesine yönelik yayla ve köy arasında yarı göçebe bir hayat tarzı süregelmekteydi. Hatta yayla ile köy arasında mezra diyebileceğimiz ara yerler de vardır. Sığırlar ilkbaharda bu ara yerlere götürülür, daha sonra yaylalara göçülür. Yaylalarda güz kışa dönnce, otlar da kuruduğu için doğrudan köye değil de bu ara yerlere dönülür, sonra köye inilirdi. Şimdi Karadeniz’de çoğu kesimde bu ara yerler de köy olmuştur. İnsanlar yaz kış orada yaşamaktadırlar.

Günümüzde Karadeniz yaylaları artık aile ekonomisine dayalı hayvancılığın gerekliliğinden ziyade sayfiye/yazlık tatil amaçlı alanlar olarak kullanılmaktadır. İnsanlar daha çok kafa dinlemek, temiz hava almak için buralara birkaç günlüğüne gitmektedirler. Tamamen diyemeyiz ancak önemli oranda yaylaların anlamı değişmiştir. Bugün yaylaya gidenlerin yarıdan fazlasının hayvanı yoktur. Kamu otoritesi yeni ihtiyaçları ve toplumsal sorunları hızlı çözmelidir. Tuzlanmış koyunlara suyolu açmazsanız çiti kırar ve çobana da çit onarıp koyun toplamak kalır. Tutanak tutar, kulübe yıkar, temel düzlersiniz. Bu idarecilik değildir. Talan’a varan işgaller ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır.

Mera yasası ya bu yeni durum ve ihtiyaçlara uygun olarak hızlı bir şekilde işletilmeli veya yaylalarda “mera komisyonları”, mera alanlarını belli yerlerde “tahdit” etmeli bu alanlar, hazineye geçirilip köylülerle anlaşarak yakın ve güçlü bir belediyenin mücavir alanına alınıp plan ve altyapısı yapılıp yerleşime açılmalıdır. Ya da hizmete tahsis ve kiralama yoluyla çözülebilir. Bence en sağlamı Trabzon Belediyesinin tüm yaylaları mücavir alanı haline getirerek hizmet götürmesidir. Karadeniz de yaylalar artık yalnızca bağlı oldukları köylerin gidip hayvan otlattıkları yerler değil, Türk turizm potansiyelinin yeni gözdesi ve kent merkezlerine bir-iki saat mesafede dinlenme anlarıdır.

-İşgal diye adlandırdığınız konuyu biraz açar mısınız? Bu işgaller nasıl ve ne şekilde gerçekleşmektedir?

İki türlü işgal şekli var. Biri yaylak hakkı olanların her sene, ağılının çevirmiş olan badı/çiti yenilerken her sene yerine ve mevkiine göre, 15-20cm ile 1-2m dışarıdan yenileyerek yapılmaktadır. Bu oba içi yaşam alanlarını ve oba çevresi ormanını işgal etmiştir. Öyleki tellerden oba içlerinde çocuklara oyun alanı kalmamıştır. Mahelle aralarında iki ineğin yan yana yürüyebileceği yollar yalnızca araba yollarıdır. Yavaş yavaş olduğu için fark etmek zordur, zamanla bir tür kanıksama olur. Bundan 40 sene önceki fotoğraflara baktığımız zaman, günümüzdeki durumla aradaki fark açıkça görülür. Daha kötüsü bir tek gürgenden tüm yaylanın kazıkları çıkabilecekken kolay olan seçilerek, işgal edilen yerlerin etrafına yapılan çitler’in kazıkları fidan kesilerek elde edilmiştir. Son zamanlardakiler ise sayfiye/yazlık amaçlıdır.

-“Bu genel bir sorundur” dediniz. Son zamanlarda Sisdağı’nda bir hadiseye tanık olduk. Sisdağı özelinde olan biten nedir?

Sis Pazarı; kadim haritalar ve son geçen kadastronun da tesciliyle pazar yeri ve alanı Trabzon, Şalpazarı, Geyikli Beldesi sınırlarındadır. Sis dağı, Sis Obaları, Sis Pazarı ve Şenlik alanı farklı alanları ihtiva eder. Sis dağı Giresun toprağı Bakıralanından, Çayırderesi Sandık gölüne, Trabzon toprağı Kireçhane, Hanyanı, Kalpakya, Kanlıkaya, Evliyatepesi, Tombul taş, Erkeksu ve Belene kadar geniş bir alandır. Bu sahalarda başka köylerden de obalar vardır ve yıllardır barış ve kardeşlik içinde yaylacılık yapılır. Sis Pazarı; Caminin ve dükkânların olduğu şimdi arkası önü yol ve binalar olan kuzeyde dere ve yol arasına doğru gelişim gösterebilecek alandır. Şenlik alanı; Kalpakkayanın altından Kuruçeşmeye, yolun arkasından İlk tepeye , oradan Hocalı Obası başına oradan Pazarlık Irmağına, oradan Giresun Sınırı olan ırmağa, oradan Mezarlık Obasına Oradan da Tombultaş’a kadar olan bölgedir.

Bu meselelerde kamu otoritesi yüzünü yalnızca şikayet olduğunda vatandaşın barakasını yıkmak için göstermemeli. Çözüm üretecek yasal mekanizmaları işletmelidir. Sis’in turistik bölge ilan edilmesi doğrultusunda çalışmalar olduğu doğrultusunda duyumlarımız var. Bunu sorunun tamamını çözemeyeceği bilinmelidir.

Sis Pazarı Şenlik alanı olan Hocalı Obası tarafından Pazar’a doğru daraltılmış Sulukule misali gecekondulaşma olmuştur. İlerde buralar için “Kentsel Dönüşü gibi “Obasal Dönüşüm” Projeleri uygulanmak zorunda kalacaktır. Yol yakınken Mera Tahdit komisyonu oluşturulup vatandaşa yerleşim yerleri gösterilmelidir. Ve Pazar alanı mutlaka gelişen ihtiyaca uygun bir planlamanın konusu olmalıdır.

Hem Pazarda hem obalarda su sorunu vardır. Zaten mevcut su şebekesi, Sisdağı’nın Kaynak haftasında yetmemektedir. Bir de bunun üstüne altyapısı olmaksızın, bahsi geçen gecekondular yapılmıştır. Sonra bu evleri yapanlar senede bir hafta bile gelip kalmış olsalar, lağımları nereye akacaktır? Evlerinin yanına kuyu açarlar bile denemez, çünkü zeminin 10-20 cm altı kayadır.

-Belediyenin bu kadar yasal gücü var mıdır?

Belde Belediyesi Mera Komisyonu için girişimde bulunup, ilgili yerlerin yasal statüsünü değiştirtebilir. Hazineye devrini sağladıktan sonra da kendisi ya da Trabzon Belediyesine Mücavir Alan ilan ettirtebilir. Belediyecilik tribünlerden seyredip milletin ardından ortalığı toplamak değildir.

Çözüm sürecinde tarihî, kültürel ve doğal mirasların yalnızca idari ve coğrafi olarak bağlı olduğu yerin malı olmadığı, insanlık mirası olduğu göz önünde tutulmalıdır. İşgalciler ve onlara yardım ederek rant elde edenler bunun farkında olmayabilir. Ancak idareciler bu bilinçle hareket etmek zorundadır. Sis Pazarı yalnızca Geyikli, Şalpazarı veya Trabzonluların değildir. Adı üstünde, tarihî ve kültürel mirastır. Bu sebepten Pazar ve çevresi tarihi ve kültürel miras kapsamında -resmen sit alanı olmasa bile öyle düşünülmelidir. Obalardaki yerleşim ve yapılar ise doğal mirasa ve peyzaja uygunluk açısından düşünülmelidir.

Pazar ve çevresini Sulukule’ye çevirmek, hem Geyikli hem de Ağasar’ın itibarına gölge düşürmüştür. Kadırga’da horon alanına cami yapmak, yaşayan tarihî ve kültürel miras ile dini karşı karşıya getirmektir. Halkın ibadet ihtiyacı ile geleneklerine uygun tören ve eğlence yapma hakkı koca yaylada üst üste bindirilmiştir. Bunları planlamak; iyi niyet ve liyakat olunca zor işler değildir. Kürtün, Kadırga’ya merhamet etmeli ve senede bir gün/ Otçu’da, oradan elini çekmelidir. Oraya senede bir gün yalnızca katılımcı misafir olarak gelmelidir. Otçu geleneği Ağasar’ın olduğu için organizasyonu da tamamen Ağasarlılar geleneklere uygun olarak icra etmelidirler.

Karga da Otçu ve Sis Kaynak haftası, merkezi ses ve kürsüye ancak 09.00-10.30 arasında izin verilmelidir. Sonra saat 17.00’ye kadar etkinlikler icra edilmelidir. Eğer horon için ille de merkezi bir ses sistemi zarureti varsa kemençecilere, türkücülere ve idareciye telsiz mikrofon takıl- malıdır. Halk’ın içinde gezmeyecek sanatçı tutulmamalıdır. Ritimde gerçek davul kullanılmalıdır. O geleneksel gün ve o saatlerde Kadırga ve Sis’te konser vermek/verdirmek şaşkınlığın ve kültüre saygısızlığın ötesinde bir tahriptir. İllede konser isteniyorsa gece olabilir. Oralara, senede birkaç günlüğüne gelenler, bu tarihi kültürel yerleri, çamur, çile, trafik ve merkezi ses ve kürsü rezaletiyle değil; gelenek, çimen/topuk, nitelikli kemençe, horon, kavurma, kaymak, kirişe kadar sünen peynir, coşku, nezaket, letafet ve tebessümle hatırlamalıdır. Aksi takdirde beş-on seneye yaylalarda üvez avlanır. Yirmi sene önceki ziyaretçi potansiyeline geri döner… Kimse huzursuzluk, güvensizlik, kargaşa ve gürültü görmek için oralara gelmez. Herkes bunları bir daha düşünmelidir.

YORUM GÖNDER

Please enter your comment!
Please enter your name here